• 112 syf.
    ·Puan vermedi
    Nurullah Genç'in 3 Ruveyda ve Yağmur gibi iki tane şaheseri varken onlardan sonra hepsini okumaya karar verdim yine. Lakin yanlış kitapla başladım galiba. En son okumam hatta okumamam gereken bir kitaptı. Bilardoda 40 sayı yapan kazanır diye 41 şiirle hepsini yenmiş oluyor. Lakin şiirin ve şairin böyle bir konuya girmesini istemezdim. Çünkü şiir kutsal bir şeydir ve bir uyuna indirgenilmemeliydi şahsen.
    Bunlar kendi görüşüm. Çünkü kitap boyunca sadece bilardoya ait bir iki kelime sıkıştırilmaya çalışilmiş hissi verdi bana.

    Yağmur ve Ruveyda kitaplarıni mutlaka okuyun.

    Diğerleri hakkında bir fikrim yok.
  • 136 syf.
    ·9/10
    Çok güzel..

    Uzun zamandan beri okuduğum en güzel şiir kitabı . İmgeleri muhteşem . Keşke ben yazsaydım dedim ki ben bu cümleyi hayatımda sık kullanmam .

    Şairimizin kendisi de kitabı kadar güzel . Nurullah Genç'inde hayatını araştırmanızı tavsiye ederim .

    İyi okumalar.
  • 180 syf.
    ·2 günde·Beğendi·6/10
    Hızlı bir şekilde tarihte neler olup bittiğini öğrenmek için biçilmiş kaftan fakat biraz daha detaylı olmasını beklerdim.
    Bazı parlama anları biraz daha detaylı anlatılabilirdi savaşlar vs.
  • 144 syf.
    ·2 günde·Beğendi·6/10
    ●RÜVEYDA| Okuyalı bir kaç gün geçse de üstünden yeni yorumlama fırsatı bulduğum bir şiir kitabı bu, şiir kitaplarını yorumlamakta profesyonel değilim asla da olamam. Şiirin ana teması ilahi özlem, hüznü, sevinci yani tam anlamıyla duyguları hissettiren bir eserdi. Yazarın diğer kitaplarını da okuyup daha iyi anlamak istiyorum. Şiir seven kadar sevmeyen de çok, güzel bir şiir kitabı arayışında olan herkese tavsiye ederim. Ben en çok "Ayna || ve Gözlerin Çağırıyor Beni " şiirlerini beğendim. Kitapta birçok dizenin altını çizdim.
  • 264 syf.
    Yeni bir kitap yine ben bir inceleme yazarken zorlanmaktayım. Kitabın çıkmasını beklemekten ve okumaktan daha zor geliyor bir inceleme yazmak… Neden zorlanıyorum?

    1-Bir kitabı eleştirecek kadar geliştiğimi düşünmüyorum bu gelişme kitap çeşidi, yazarların birçoğunu az çok bildiğim ancak okumaya bir türlü başlayamadığım birçok eserlerin varlığından kaynaklı…
    2-Kitabı okurken ne altını çizme ve de not almaya girişmemiş olmamdan kaynaklı… ( sonrasında kitabı elime alıp başladım alıntıları çizmeye ve not almaya…)

    Şimdiden belirteyim birçok alıntı paylaşacağım hem de yorumlamaya çalışacağım.

    Öncelikle yazarla ilgili bilgi olarak bloğundan birkaç cümle aktaracağım kendisine sorulan bir soruya cevaben yazılmış uzunca bir metinden:

    “Murat olmak, bu dünyada aşktan muradını alamadığı için hayalinde bir Rüveyda resmedip, onunla teselli bulmaktır.

    Murat olmak, 'annemin' deyimi ile 'saf' olmaktır, çabuk kanmak, inanmaktır. Kelimeleri plansız, kalbin izdüşümü olarak kullanmaktır.
    Can taşıyan her 'şeye' hatta cansız diye bildiklerimize bile şefkatle bakmaktır.

    Murat olmak, gönülde kin tutmamaktır, iyi niyettir. Bir kere sevince gitmiş gibi yapıp, aslında gidememektir. Sevgiyi ebedi kılıp, vefaya vefasızlık etmemektir.

    Kendimi tanımlamaktan, tarifsizliğe saklanmaktır, Murat olmak...
    Basit, sıradan bir sıra içinde, belki biraz sıra dışı kalmaktır.

    Murat olmak- vasat da olsa- yazarak, kelimeler arasında ''bir yudum teselli'' ile nefsi oyalamaktır.

    Sözün özü, Murat olmak, hayatın onca renkleri arasında horlanmış bir renk olan griye tutulmak, esir olmak, gride kalmaktır...”

    (https://muratmesut34.blogspot.com/...nasl-bir-seydir.html )

    Metnin tamamını almak istesem de uzunca bir inceleme yapıp sıkıcı hale getirmek istemiyorum çünkü biliyorum ki artık birçok insan uzun incelemeleri okumaktan aciz.

    Bu kitap beni gerçekten derinden etkileyen kitaplardan biri oldu (diğerlerinden bahsedip uzatmak istemiyorum merak eden sorabilir tabi, nedenleriyle birlikte açıklarım).

    Başlar başlamaz bir samimiyet, hüzün, hasret, özlem, sevgi, huzur gibi duygular beni sardı diyebilirim. Büyüsüne kapılıp gittim kitabın. “Rüveyda “ adında biri var ve hayali olmasına rağmen sanki varmış gibi hissettirmesi yazarın ustalığındandır sanırım. An geldi Rüveyda’ya kızdım ve bir o kadar da mükemmel bulup hayran kaldım. Yazar ne kadar “böyle biri olmadı, olacağını zannetmiyorum” dese de bana göre bu karakter geçmişteki ve şuanda hayatında ufakta bir yer tutmuş kişilerden dahi iz taşımaktadır. Yoksa saçmalayıp durmakta mıyım diye de düşünmüyor değilim.

    Yazarın sözlerindeki o büyüyü her mektupta ve seslendirmiş olduğu şiirlerde görmekteyiz.
    Yazarın da dediği gibi edebiyat gayesi güdülmeden içinden geldiği gibi bütün samimiyet ve saflıkla yazılmış bir eser diyebilirim.
    Mektubun güzelliği yetmezmiş gibi üst sağ köşelerde değerli yazarın sözlerini okuyor ve hayran kalıyoruz 

    İlk mektupta, “ Rüveyda ömrüme biraz işte… Bir yudum teselli…” diyor değerli yazar. Yukardaki bloktan alıntıladığım sözlerde de bunu görüyoruz artık bu kişi benimsenmiş sadece yazar tarafından değil herkes tarafından da… Yazar üçüncü mektubunda bununla ilgili şöyle söylüyor:
    “ Bilseniz adınız nasıl da fitne bu âleme…” diye. Bu sözün devamında açıklıyor bu cümleyi…


    İkinci mektupta özlemin ve sevmenin tanımını şöyle yapıyor değerli yazar:
    “ Özlemek denen şey, ruhun çıldırtmamak için çaresizce çırpınması değil de nedir?” gerçekten de öyle insan özlerken o kadar çok çırpınıyor ki çaresizce bazen de haykırmak istiyor her yere bazen de kendi içinde çığlıklardır; sessizliğin çığlıkları…
    “ Sevdin mi; sevdiğine, sevdiğini haykırmalısın; şımarmalı, şımartmalısın… Delice, çılgınca hatta serseri sevmelerin olmalı…” Ne de güzel ifade etmiş değerli yazar, bu sözden birçok anlam çıkarabilirsiniz ancak bunu size bırakıyorum nasıl anladıysanız öyle olsun.

    Rüveyda’nın isminin içindeki anlamları 5. Mektupta o kadar güzel anlatıyor ki, hayran olmamak elde değil…

    Bir süre sonra “hayal” diye anlatılan Rüveyda’dan da mektuplar geliyor ve kadife bir kutuda saklanıyor mektup. Mektup gelmedikçe o kadife kutuya koşup öncekilerini okuyor. Böyle bir sevda işte, mektuplarından sevgilinin hasreti gideriliyor.

    Rüveyda serüveni, Rüveyda’ sız Murat’ın haykırışları, sitemleri bir o kadar da tarifini bulamadığımız sevdası. Siz sanır mısınız ki bu sadece aşk mektubudur. Rüveyda’ya Mektuplar, aşkın ön plana sunulması ancak görmediğinin ancak çok bağlandığın kişiye tutumun, körelmesinin bir de hayatını bize sunuyor. Aşk ile harmanlanmış haykırışlar, özlemler duyuyoruz kitapta ve gözyaşlarının tutulmadığı anlar… Siz de dâhil oluyorsunuz bir süre sonra bu hikâyeye ve siz de sitemlerinizi, kırgınlıklarınızı belirtiyorsunuz Rüveyda’ya…

    Ah Rüveyda, sana birkaç çift sözüm var. Nedir senin derdin, nedendir sevdalara kör gibi bakışın… Ayaklarına kadar dökülen sevdanın güllerini görmüyor musun? Görmüyor musun haykırışları, çağırışları… Bir yudum teselli diye seni söylüyor… Seni tarif ediyor, mükemmel kadın, ama sen görmüyor, duymuyor gibisin… Kibirli misin diye şüphe ediyorum. Belki de sen de yazar gibi uzak tutuyorsun kendini seni sevenden… Rüveyda, adın kendin gibi o kadar güzel ki, yazarın tarifine kadar bu kadar dikkat etmezdim bu isime. Hey Rüveyda, neredeysen gel bul bu deli aşığı, acı çekiyor, istiyor da yoksun. Şu güzel ömrüne gül gibi açsan, daha ne ister ki…

    28. Mektupta da söylediği gibi. “ Bunaldım ama yorulmadım seni sevmekten, seni beklemekten, seni özlemekten, seni istemekten, yolunu gözyaşları ile yıkamaktan… Ben bu derdi seviyorum.“

    Ne güzel bir dert bu böyle… Acısı bile merhem gibi olur da yakmaz canı…

    En son mektup 49. mektup idi ancak yazar bir sürpriz yapıp sona iki mektup daha yazıyor. 49. Mektupta veda oluyordu sanki ancak yazılı olarak kalbin yazdıkları bir kuş gibi uçup kapını bulacak ve onu okur olacaktı Rüveyda ömrüne dek… Hatırladığım ve anladığım kadarıyla bu son mektupta dile getiriliyor ve kitap sonlanıyordu ancak kitap basımından sonra yazar 52. Mektubu da bloğundan yayımladı ve boş bırakılan 52. Mektup başlıklı yere yazmış bulundum… Ama bu burada bitti mi, hayır… Yazar sözleriyle hala Rüveyda’yla hasret gideriyor. Bu gün de 53. Mektubu bloğunda yayımladı keyifli okumalar dilerim...

    Karışık bir anlatım, belki de hiç tam anlamıyla anlatamadığım uzun süredir de yazdığım bu inceleme niteliğinde yorumu sunmak istedim. Naçizane fikirlerim…
    Saygı ve Sevgiler…
  • 144 syf.
    "Ben, yazdığım her kelimeyi izah edebilirim. Her kelimem bilinçle seçilmiştir. Şiir sadece ilhamla yazılan bir şey değildir. Şair, bilerek yazmalıdır. İnsan dünyaya kavramlarla bakar, kavramlarla yazar. Bunun için de birikim gerek, okumak ve kültür sahibi olmak gerek. Bunlara sahip olmayan birinin şiirinde anlam olsa bile kavram olmaz. Şair kendi şiirini, kendi tarzını oluşturmalıdır. Tarzını oluşturamayan şair kalıcı olamaz. Benim şiirim için kötü şiir diyenler çıkabilir belki ama benim şiirim bellidir. Birçok şiir arasında şiirim belli olur, diye düşünüyorum."


    Şair, akademisyen. 1990 Türkiye Diyanet Vakfı N’at-ı Şerif Büyük Ödülü sahibi bir profesör. Modern zaman dervişi, şiirlerin renkli dizelerinin sahibi Nurullah Genç, İslami söylemin iki önemli temsilcisi Necip Fazıl ve Sezai Karakoç’un izinde kelimelere hayat veriyor.

    Nurullah Genç Hoca, Rüveyda adlı şiir kitabında en çok beğenilen şiirlerine yer veriyor. Şairin yılların birikimini bir araya getirdiği kitabına adını veren "Rüveyda"ya en güzel seslenişini ise şu dizelerde görüyoruz:

    "Sular köpürmemeliydi Rüveyda
    Kırılmamalıydı ıslak dalları hasret servilerinin
    Ben zehire alışkınım, şerbete değil
    Rüyalar nefret eder avare duruşumdan
    Kâbuslar çeker ancak derdimi yeryüzünde
    Sen gün boyu simsiyah bir ufukla beraber
    Ben her gece bir Mehdî türküsüyle çilekeş
    Yargılamak için zeval kayıtlarını
    İnkılâp bekliyorum"
  • 264 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    Mektuplar, sevgiliye verilen en güzel, en özel, en değerli hediyedir. İçinde yürekten kopup gelen sözler vardır, özlem vardır, hasret vardır, en saf ve en temiz duygular vardır, içtenlik vardır. Okuyanın gelir yüreğinin tam orta yerine dokunur. Ama “Rüveyda’ya Mektuplar" bunların hepsinden daha fazlası.

    Nasıl anlatsam, nerden başlasam bilemiyorum. Muhteşem bir kitap, her bir cümleye o kadar derin duygular sığdırılmış ki. Özleme dair, sevgiye dair, umuda dair ne varsa mektupların her paragrafında, her satırında yüreğinize dokunuyor.

    Belki gerçek, belki hayal ya da masal ama sevgiliye yazılan her kelimede derin anlamların yüklü olduğu, yürekten kopup, kaleme akan cümleler var. Öylesine naif ve öylesine harika duygular ki, okurken sizi alıp sarıp sarmalıyor ve kocaman bir ahh ahhhh çektiriyor.

    Rüveyda'ya Mektuplar, bir sevgiliye gönül veriliş ve onun hasretiyle yalnızlığa sarılış, sevgiye susamış bir gönlün sessiz çığlıkları.

    Rüveyda'ya Mektuplar, kavuşmanın özlemi, sabırla beklemenin güzelliği, aşkın, hüznün, umudun, sabrın iç içe geçtiği duygular.

    Rüveyda'ya Mektuplar, sevgiliye yazılmış ruhun derinliklerinden kopan özlem, sevdanın en güzeli, kavuşmadan sevmenin yüceliği.

    “Rüveyda’ya Mektuplar” da, sevgi, özlem, hüzün öyle derin ki ve öyle güzel anlatılmış ki, yazarımızın emeğine, yüreğine, kalemine sağlık.

    Ayrıca kendisine, yüreğinden kopup kağıda aktardığı bu kadar güzel bir kitabı imzalı olarak yolladığı için değerli ve yüreği güzel arkadaşım Murat Mesut'a sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

    Hayırlı, uğurlu ve okuru bol olsun.