Üç Kız Kardeş // #kitapyorumu
8/10
·120 syf.··
2026 15. kitabı
Sırf beni koca koca rs’lerden rs’lere soktuğu için Anton Çehov’a tam 6 yıldır düşmandım. Olay örgüsü yok, durum hikayesi yazıyor diye ve kurgu ilerlemiyor diye tamamen uzaklaştım ve korkulu rüyam oldu. Ama bu kitabı bayağı sevdim ve bir oturuşta bitirdim. Tahmin etmenin zor olmadığı gibi üç kız kardeşin yaşadıklarını anlatıyor . Olga, Maşa ve İrina adlı kız kardeşler ve Andrey adında bir erkek olan kardeşlerin general babaları ve annelerini kaybetmeleriyle hüzünleriyle birlikte yaşama sıkı tutunmaya çalışırlar. Genel olarak konusu bir geçim sıkıntısı değil kesinlikle. Babasının birçok asker arkadaşının ve etraftaki komşu, eş, dostların da katıldığı İrina’nın doğum günü partisiyle kitap başlıyor ve tüm karakterleri burada tanıyoruz. Kitabın, üzerine yoğunlaşılan tek bir konusu yok, üç ayrı kısımda farklı olaylarla okuyoruz. Olga bir öğretmen ve hiç evlenememiş, Maşa sevmediği biriyle evli ve bu durum gün geçtikçe daraltıyor onu. Subaylardan biri olan Akexander da evliliğinde pek mutlu sayılmaz iki çocuğu olmasına rağmen. Maşa ile o kadar çok ortak yönleri ve benzerlikleri vardır ki, ancak birbirleriyle birlikteyken hayattan keyif alıp gülüşüyorlardı. Yakın arkadaş olmuşlardı hemen. Andrey ise üzgün olduğu günlerden birinde ona destek olup moral vererek tanıştığı komşu kızı Nataşa’ya gönlünü kaptırır. Doğum gününde utangaç tavır sergileyen Nataşa baş başayken oldukça özgüvenli biridir. İki yıl içinde evlenmeleriyle hiç de o şekilde utangaç biri olmadığı anlaşılır ve yılların emektarı hizmetlileri Anfisi’yle birlikte birçok kişiyi azarlar, bencil davranır ve kendi konforunu herkesin üstünde tutardı. Bununla birlikte subaylar arasında en küçük kardeş İrina’ya da gönlünü kaptıranlar çıkıyor ve aslında kitabın sonunu bu olayın getirdikleri oluşturuyor diyebiliriz.
Üç Kız KardeşAnton Çehov · The Kitap Genç · 20259,9bin okunma
9/10
·320 syf.·
2026 36. kitabı
Annem ve Hayatın Anlamı; Bir kısmı gerçek, bir kısmı hikâye, bir kısmı ise gerçek ile kurgu arasındaki geçirgen ve gri bir hatta duran psikoterapik anlatılardan oluşuyor. Çekirdekte varoluşsal okuma imkanı versede; terapötik/klinik okuma, yumuşak psikanalitik okuma, hikâye kurgusu üzerinden ise anlam üretimi üzerine okuma yapmaya elverişli hibrit deneyim sunuyor. Metin şu kırılma cümlesi üzerinde yoğunlaşıyor; “Bütün hikâyeler birer yalandır çünkü çok fazla şeyi dışarıda bırakırlar.” Bu yüzden kitabın bilinçli ve sistematik biçimde kurgulanmış bir şematik iskelete sahip olduğunu söylemek abartılı olmaz. Çünkü Yalom'a göre; Algısal olgusallık çerçevesinde şekillenenmiş , bilinçli ya da yarı bilinçli tercihlerle kabul ettiğimiz bir çok versiyonunuzu kimlik olarak yaşıyoruz. Ve kendimize bile itiraf edemediğimiz birçok problemi hayatın rutini gibi yaşıyoruz. Bu bağlamda Nietzsche'nin şu tespitini referans olarak kullanıyor; “Bir şeyi görebilmek için gözlerimizi pek çok şeye kapamamız gerekir.” Peki ters okuma ile; bir şeyi görebilmek uğruna diğer bütün olasılıklara gözümü kapatıp artık bana hizmet etmeyen bir hikâyenin içinde hapsolursam ne olur? Bu bağlamda kitabın ilk öyküsü 'Annem Ve Hayatın Anlamı' omurga görevi görüyor. Anne, nasılım? Sorusu bireyin hayatı boyunca onay arama ihtiyacının özü olarak ortaya çıkıyor. Yaşımız kaç olursa olsun onaylanmaya tutunan benliğimiz merkezinde elbette çocukluk ve ebeveyn ilişkilerimizin izlerini taşıyor. Yalom'un ; bu rüya senin değil, benim rüyam Anne. Rüyamda ne işin var? Sorusu ise bireyin anlam dünyasında kendi öznelliğine yaptığı yolculuğun pilotu gibi. Çünkü bazen kaybettiğimiz ya da bilinçli susturduğumuz ebeveyn figürünün yerine bir yenisini bulmak için çaba sarfedebiliyoruz. Diğer hikâyeleri ise bu varoluşsal
Alıntı
Annem ve Hayatın AnlamıIrvin D. Yalom · Pegasus Yayınları · 20182,602 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Eros başlatır… sürdüren başka bir şey... :)
Puan vermedi·392 syf.·
2026 26. kitabı
Soruyor Aliye; "Hiç hafif masallar bilmez misin sen?" "Hafif olan tek sey hayattır pamuk kızım" diyor Muştik... Murathan Mungan'ın kaleminden de hafif masallar çıkmıyor zaten... Serinin ilk kitabı Kırk Oda, bilinçdışımıza yerleştirdiğimiz rolleri bilinçsiz oynadığımızı hatırlatıyordu. #300138578 Serinin ikinci kitabı Üç Aynalı Kırk Oda ise bu farkındalığı bir adım ileri taşıyor. Kendimiz için yazdığımızı sandığımız masallar bile bize ait değil. Çünkü insan ne kadar cesur olursa olsun, kendi hikayesini tek başına yazacak kadar özgür değil. Üstelik bu rüya, benim rüyam bile değil. Bir başkasının rüyası. Ben niye her seferinde bir başkasının rüyasını görüyorum?(syf 328) Zengin olmak, lüks hayat yaşamak, büyük bir aşk... Herkesin ortak rüyası. Bedelini ise hepimizin ayrı ödediği ısmarlama hayatlar. Elbette tamamen arzulardan arındırılmış özgün bir hikaye yaşamak mümkün değil, buna yürekten inanıyorum artık. :)) Ama Mungan 'in özelikle üzerinde durduğu konu; "İnsan kendi hikayesinin nasıl bir hikaye olacağına doğru karar vermelidir" (syf279) Üç Aynalı Kırk Oda’da karakterler kendi masallarını farklı bedellerle ödüyorlar. Tamamlanmak uğruna yürüdükleri yol cesur, toplumsal normları reddeden, aykırı hayatlar. Aliye, Alice ve Ali... Ayrı ayrı üç masal, üç yanılma.. Yaptıkları seçimler ile kendi masalına sıkışmış üç beden... Alice’in hayatı, evden kaçarak porno yıldızı bir kadının, şarkıcılık serüveni ile gelen “başarı hikâyesi" üzerine kuruluyor... Maddiyat ve aşk baskın arzu... Aliye’nin hayatı, mütevazı bir pastaneden çıkıp seks işçisi olmayı seçerek ulaştığı sonsuz lüks yaşam, farklı bedenlerde aranan tatmin. Maddiyat ve aşk baskın arzu... Ali’nin hayatı ise dindar bir ailede başlayıp, kendi bedenini ve kimliğini dönüştürerek
Alıntı
Üç Aynalı Kırk OdaMurathan Mungan · Metis Yayınları · 20173,020 okunma
10/10
·250 syf.··
2026 39. kitabı
Kitabın 2. Cildin de Sultan II. Abdülhamid han'ın doğumu, nasıl yetiştiği, hususi hayatı, tahta çıkışı gibi konuların yanısıra denizaltı projesi, Louis Pasteur'a yaptığı para yardımı ve Sultan'ın "Benim eski rüyam'dır" dediği Hicaz demiryolu projesi öyle ki bu proje istanbul'dan Hac yolunu kısaltmasının yanısıra hem askeri hem de ticari yönden çok önemliydi.
Uzakları Görebilen Hükümdar-2Ömer Faruk Yılmaz · Çamlıca Kitap Yayınları · 092 okunma
Bir "Gönül Coğrafyası"na Yolculuk: Altıncı Şehir
Puan vermedi·208 syf.··
2026 22. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 08 Şubat 2026 00:00
Az önce Ahmet Turan Alkan’ın Altıncı Şehir’ini kapattım ve açıkçası şu an oturduğum semte, yürüdüğüm beton kaldırımlara biraz yabancılaşmış hissediyorum. Kitabı okumadım da sanki yazarın koluna girip Sivas’ın o tozlu ama mağrur sokaklarında uzun bir ikindi yürüyüşüne çıktım. İşte bu yolculuktan heybemde kalanlar: Sadece Sivas Değil, Bizim Hikayemiz: Kitap Sivas’ı anlatıyor evet, ama aslında kaybettiğimiz o "inceliği" anlatıyor. Yazarın o muazzam üslubuyla birleşince, hiç gitmediğiniz mahallelerin bakkalını, hiç tanımadığınız o "güzel delileri" özlerken buluyorsunuz kendinizi. Betona Karşı Bir Başkaldırı: Alkan, modern mimarinin ruhsuzluğunu öyle bir eleştiriyor ki; "Gökdelenlerin gölgesinde nasıl bu kadar küçüldük?" diye sormadan edemiyorsunuz. Şehirlerin sadece taş yığınları değil, birer hafıza mekanı olduğunu hatırlatıyor. Hüzünle Karışık Bir Tebessüm: Bazı sayfalar var ki, o eski komşulukları anlatırken insanın boğazı düğümleniyor. Ama tam o sırada araya giren o ince zeka ürünü nükte, yüzünüzde bir tebessüm açtırıyor. Tam bir "eski İstanbul beyefendisi" edasıyla ama Anadolu’nun bağrından konuşuyor. Neden Okumalısın? Eğer şehirlerin de bir ruhu olduğuna inanıyorsan ya da "Nereye gidiyor bu dünya?" diye iç geçiriyorsan, bu kitap sana çok iyi gelecek. Ahmet Turan Alkan bize bir rehberlik yapmıyor; bize bir ayna tutuyor. O aynada gördüğümüz ise betonun altına gömdüğümüz kendi çocukluğumuz ve kimliğimiz. "Şehirler, içinde yaşayanların rüyalarıyla inşa edilir." der gibi bir havası var kitabın. Benim rüyam biraz grileşmişti, Altıncı Şehir onu yeniden renklendirdi.
Altıncı ŞehirAhmet Turan Alkan · Ötüken Neşriyat · 2013213 okunma
Antiekonomik Bir Harcamanın Ölçülü Tutumluluk Karşısında Hezeyanı
Puan vermedi·191 syf.··
2024 3. kitabı
Şule gürbüz, bu kitapla kadim bir felsefe ve edebiyat dünyasının cebelleştiği ve hesaplaşmaya çalıştığı var olma ve varoluş karşısındaki insani kırılganlığı seyrini ele almış. Roman, insanlığın derin yaralarından olan; hayatın anlamı, ölüm, varoluş bulantısı, toplumsallık gibi kafamızın bir yerinde bizi sürekli meşgul eden konuların genel seyrinde ilerliyor. Romanın iki başkarakteri baba ve babanın bir anda karar vererek dünyaya getirdiği –bizzat babanın deyişiyle- hiçbir vasfı olmayan aptal oğlunun, yukardaki konularda sırasıyla söz alarak konuştuğu bir anlatımla kendini açıyor. Baba, kendi bilinciyle yaralanmış, hayatın boş ve değersiz olduğunu düşünen ve bir gençlik ölümün coşkusuyla ölmeyi arzulayan karakterdir. Çünkü babaya göre “dünya kendi hakikatlerine karşı son derece ikiyüzlüdür.” Büyük anlamlar yüklediğimiz şeyler, keyfi olarak düzenlenmiş ve anlamsızdır. Baba bu anlamsızlıklar içinde usulca çocuğunu büyütmeye çalışır. Tabi baba konuşurken çocuk dünyanın ikiyüzlülüğüne kanmış bir seyir içinde görmekteyiz. Zira baba konuşurken çocuk çok konuşmaya meyilli değildir. Fakat ikinci bölüme geçip çocuk konuşmaya başladığını gördüğümüzde çocuğunda babanın bilinciyle yaralandığını görmekteyiz. Çocukta bir tutunamayandır. Toplumsallığın içinde derin bir anlamsızlık hissiyle savrulur. Baba umudu bırakmış bir yalnızlığın içinde sürüklerken çocuk umudu olan ama karşılık bulamamış bir yalnızlıkta sükûn eder. Bu herkesi gibi olmanın ağırlığı ile evin balkonunda –yani hayatın içinde değil dışında- seyreder hayatı. Harcamak isterken hayatını, kendisine raptolmuş bir toplumsallıkla, ölçülü bir yaşanmamışlık miras bırakır. Evin balkonunda yani hayatın dışında herkesten biri olduğunun şokunu kendisine yüksek sesle tekrar eder. Bu tekrar ve şok, gündüzüne ve gecesine sızar.
Alıntı
Coşkuyla ÖlmekŞule Gürbüz · İletişim Yayınevi · 20213,123 okunma