Ölümü Melahat'ten öğrendim ben. Sekiz yaşındaydım ve okulda yanımda oturuyordu Melahat. Bembeyaz solgun bir yüzü, kıvırcık saçları ve mavi gözleri vardı. O dönemde uzun süre okula gelmedi Melahat. Sonra tekrar geldi. Aradan bir süre geçtikten sonra tekrar gelmemeye başladı. Sonra ara daha da uzadı ve ben kıskanıyordum okula bu kadar az gelmesini. Artık bazen birkaç günlüğüne geliyordu okula.
Bir gün geldiğinde saçları dökülmüştü Melahat'in. Bir dahaki gelişinde kaşları da yoktu. Bir tek gözlerinin maviliği renk veriyordu yüzüne. Eskisi kadar oynamıyor, ağır hareket ediyordu.
Çabuk yoruluyordu ve annesi ayrılmıyordu yanımızdan.
Bir daha gelmedi Melahat.
Ben sekiz yaşındayım ve ölüm Melahat demekti benim için.
Ben sekiz yaşındaydım ve ölüm solgun bir yüz, dökülmüş saçlar, mavi bir çift göz demekti.
Ben sekiz yaşındaydım ve ölüm, okula bir kez daha gelmemekti.
Her ölüm biraz Melahat'ti benim için. Her ölüm Melahat'e gönderilen selamdı belki de...