"Taşın yanında olduğundan emin misin?" diye üsteledi Kell.
"Evet," dedi Lila dudakları kıvrılarak. "Ayrıca onu almayı düşünüyorsan üzerimi araman gerekeceği için, sihirle veya sihirsiz, senin elin taşı bulmadan önce benim bıçağımın kalbini bulabileceğine bahse girmeye hazır olduğumdan bunu yapmanı tavsiye etmem."
"Dünya dengede durur," dedi Kell. "Bir yanda insanlık, diğer yanda sihir. İkisi yaşayan her şeyde vardır ve mükemmel bir dünyada ikisi de birbirini aşmadan bir çeşit uyum içinde varlıklarını sürdürür. Ancak çoğu dünya mükemmel değildir."
"Belanı arıyorsun," derdi. "Belayı bulana kadar arayacaksın."
"Arayan belanın kendisi," diye yanıtladı Lila. "O seni bulana kadar arar durur. Bari ilk bulan ben olayım."
"Eski Uygarlıkların toprağın dibinden altından daha değerli bir metal çıkardıklarını söylüyorlar, onları yıldızlara kadar uçurup geri getirebilen devasa işlemeli kanatlar yaparlarmış o metalden."
"Kanatların olsa bunu mu yapardın?"
Başını iki yana salladı. "Hayır. Yıldızlara uçar, bir daha geri dönmezdim."
"Her birimizin kendi hikâyeleri ve kaderi vardır, bazen de yaşadığımız ayrı ayrı şanssızlıklarımız. Yine de hepimiz çok daha büyük, tek bir hikâyenin parçasıyız. Toprağın, rüzgârın, zamanın, hatta gözyaşlarımızın bile ötesine geçebilen bir hikâyenin. Büyük hikayelerin kendine has yolları vardır."