"Yüzü çok ciddileşmiş olan Boka, gözlerini önündeki sıraya dikmişti. Şu sırada, o tertemiz çocuk ruhu ilk kez, şimdiye kadar hiç kapılmamış olduğu bir sezgiye kapılmıştı:
Şu hayat denilen şey, ne biçim şeydi? Kimi zaman sevinçler veren, kimi zaman içimizi acılarla dolduran, kölesi olduğumuz şu hayat neyin nesiydi böyle?"
"Oysa ne kurtulmayı, ne kurtarılmayı, ne de duruşmada dedikleri gibi kurtulmak için beni kullanmayı akıl edebilirdi Melek. Şimdi anlar gibiyim bunu. Öldürmeyi, öldürtmeyi düşünemezdi. Çünkü düşünmezdi. Çünkü baskıya karşı çıkmamak üzere yetiştirilmişti. Bilmiyordu baş kaldırabileceğini; baskıyı, zorbalığı yaşamın doğal bir öğesi bellemişti. Bu baskıyı erkeklerin kurması, her bakımdan kurması, da doğaldı onun için. Çünkü güçlü olan onlardı; hep başta olan, her şeye egemen olan. Ben de onlardan biriydim. Daha genç, daha beceriksiz belki. Ama erkek. Nasıl güvenebilirdi bana?"
"Ah, bu erkekler! Hepsinde aynı gurur, aynı kendini beğeniş. Bizim de bir kalbimiz olduğunu, bizim de 'mutlaka' isteyecek bir şeyimiz olabileceğini, bir türlü akıllarına getirmek istemiyorlar."