Daha önce adını hiç duymadığım, hiç tanımadığım bir yazarın kitabını rastgele seçerek okumak istedim ve bu kitaba rastladım. Kitabı ilk gördüğümde adı ilgi çekici geldi. Kitap klasik bir aşk, ayrılık, özlem hikayesi. Genel olarak güzel şans verilesi bir kitaptı. Yazar annenin evladı için çektiği acıları çok derinlemesine işlemişti ki takdir etmek mümkün. Kitabın çok anlamsız bulduğun noktası şu "tuzlu su". Yazar hanım hiç gözyaşı dememiş de tuzlu su demiş hep. Açıkçası bu benim pek hoşuma gitmedi, yazarın farklı bir şey yapmak isteği ile yanlış bir hamle yaptığını düşünüyorum. Ağlamak insanı bir ihtiyaç ve ihtiyacı suyun içine karıştırılmış tuz anlamı vererek anlamsızlaştırmış yazarımız. Kitabın ilk başlarında Murat'ın Esrayı kıskanması ve Esra'nın bağımsız olma isteğiyle sınırlarından kurtulma çabasını çok sevdim. Ben kitabın ileri taraflarında bağımsız ve güçlü bir kadın olarak tek başına yaşamaya devam eden bir Esra bekliyordum fakat hemen yeni birine şans veren Esra ile karşılaştım, bunu da anlayabiliyorum hayat böyledir zaten. Esra'nın oğluna kavuşması sahnesini onca duygusallıktan sonra biraz yetersiz buldum. Çünkü tam 19 yıl beklenmis bir hayatın akışı yarım sayfaya sığmamalı bence. Kavuştukları sahnede Aydın'ın da kesinlikle olması gerektiğini düşünüyorum ayrıca. Çünkü sadece Esra'nın oğlu kaybolmamıştı, Aydın'ın da çocuğuydu ve bütün acıyı Esra çekiyor gibi gösteriliyordu bence. Okunmaya değer bir kitap, bir şans verin yeni yazarlar tanıyın derim.