(Bu eserle ilgili yüksek lisans ödevi olarak yazdığım bir makalemden bazı kısımları buraya aktardım. Spoiler içerir.)
Mavi Kuş, Şirinyurt adlı kasabanın meydanının çevresel mekân tasvirleriyle başlar. Kasaba meydanını mekânlarıyla ve insanlarıyla tanıyarak hikâyeye hazırlık aşaması görülür. Karşımıza çıkan ilk çevresel mekân gözlemci bakış açısıyla ifade bulan bu kasaba meydanıdır. Kamerayla izleniyor gibi bir uçtan diğer uca, dükkânları, sokakları ve diğer yapılarıyla beraber tanıtılır. Kasaba meydanı sosyolojik anlamda önemlidir. Pazar burada kurulur, alışveriş burada yapılır ve herkesin yolunun düştüğü bir merkezdir. Elbette Mavi Kuş da buradan kalkar. Günümüzde kimsenin birbirini tanımadığı, insanî ilişkilerin çok sınırlı kaldığı şehir hayatına nazaran, kasaba yerlerindeki meydanlar oldukça samimidir. Mekâna dair dikkate sunulan bir diğer husus kasabanın lokantasında bulunan aynadır. Aynanın gösterme işini gerçekleştiren kısmı içindeki “sır”dır.
“Aynada insan kendini tanıyor. Burnunun üzerindeki et benini, benin üzerindeki ağarmış birkaç kılı görüyor, ‘Ulan yaşlanmışız be!’ diyerek meyus oluyor. Veya kasketi yana yıkıp bıyıkları burarak ve de ‘kimseler görmesin ula’ diye işkillenip sağa sola bakınıp azıcık sırıtarak ağzındaki altın dişin parıltısına rastlayınca ‘Daha çökmedik efendi’ diye şişiniyor. Bunların her ikisi de zahir erbabına yakışır. Aslolan ayna camının ardına sürülen sırda. O sır olmasa kendimizi adi bir cam karşısında bulacağız ve hiçbir şey göremeyeceğiz. Sır bize bir kapı aralıyor. İşte diyor, sen busun. Ama insan sadece kaştan, gözden, gövdeden mi ibaret? Ayna dediğin, taşı toprağı, evi sokağı da gösteriyor. Mühim olan bu vücudun içini görebilmek. Kalbin aynasında ne var, ona ulaşabilmek. Ne demişler; Kendini bilen, Rabbini bilir.”