*Benim dedemin adının Hikmet olması garip sahiden dedem çünkü o benim dedem niye başka isim de vermişler ki durduk yere ? herkes bir garip bu evde.(S14)
* “şimdi bana sarılmanı istiyorum fazla sıkma ama boncuklari topla” dedim “bir de böyle gülmeye devam et” (S122)
* en güzeli anne demek çünkü insanın kalbini yakan bir kelime anne dört harf iki hece ama koskoca dünya kalbim annemi özlemekten o kadar yorgun ki (S122)
* Hayat galiba kötü kalpli birinin uydurdugu bir rüya(S138)
* keşke yaşamak daha kolay olsa (S160)
* insan annesini sevmezse dünyayı da sevemez (S170)
* Her şeyin cevabını bilip hiçbirini söylememekte atıp değil mi ? (S181)
* Hiçbir şey ve hiç kimse kalıcı değil duygular da insanın hayatta kalmak için hiçbir şeye alışmaması gerek (S185)
* alışırsan yok olup gidersin her şey olduğu yerde hemen sevip bırakman gerek (S185)
* insan yaşamak istiyorsa çok da büyümemeli (S216)
* dünya annesiz çocuklar için çok daha büyük ve karanlık bir gezegen (S223)
Hayata müdahil olmasını istemedikleri bir Allah inancına sahip olan Mekkelilere hayatın her alanında tevhidi dillendiren bir Peygamber gelince, onlar bu Peygamberin mesajlarını O'nun söylemi ile vurmaya çalıştılar. S170
Çocuklarımızın yanında yaptığımız konuşmalardan, izlediğimiz programlara, takındığımız tavırlara kadar her sahne çocuğun ruh dünyasında bir kapı aralar. S170
“Her kim derin düşünceyle gerçeğin peşine düşer de,
yanlış yollarda avare dolanmak istemezse, gönül gözünü kendisine çevirsin, derin düşüncelerini kılavuz yapıp evine dönmeye zorlasın,
her şeyi dışarıda arayan ruhunu çeksin geri, kendi hazinelerine sahip çıkmasını öğretsin. Bak gör nasıl ışıyacak o zaman Phoebus’tan daha parlak
şimdi yanılgının kara bulutuna sarılı her şey bir anda!
Zihnin bütün ışığını yok edemez ki, unutkanlığın yükünü taşıyan beden. Gerçeğin tohumu içimizde tutunmuş ne de olsa, felsefe savuracak onu, çıkaracak ortaya. Sorulduğunda, kendiliğimizden nasıl doğru yanıt veririz sanıyorsun, kalbimizin derinine gömülmemiş olsa o kıvılcımlar? Platon’un Musa’sı doğru konuşuyorsa, öğrenilen ne varsa, unutulanın anımsanması değil de ne zaten?” s170-71