Çocuk kitabı olduğunu söyleyip duranlarla karşılaştım hep. Çocukların da anlayıp okuyabildiği bir kitaptı lakin çocuk kitabı değildi. Benim içimdeki çocuğun kitabıydı. Kitabı okurken her sayfasına gözyaşı döktüm. Başkalarıyla fikir alışverişi yaptığımda neden ağladığımı sordular. Bilemiyorum, hisleri o kadar yoğun hissettirdi ki her satırda kendimden bir parça buldum." diyebildim. Özellikle Zeze benim çocukluğumdu.
Çocukken ben de pek uslu bir çocuk sayılmazdım. Şımarıp durur, yaramazlık yapardım. Yaptığım her yaramazlığın mükafatını da alırdım elbet. Özellikle babam ve dedemden gördüklerimi unutamıyorum. Sürekli bana kızarlardı, şımarmamamı söylerlerdi. Oysa 4-5 yaşındaki bir çocuğun yaramazlık yapmasından doğal ne vardır? Yazlığımıza giderdik. Doğallığın alası bir yerdi orası. Güzelliğine diyecek yok, peki ya huzur? Ona da diyecek bir şey yok, çünkü huzur yok.
Komşu evlerde arkadaşlarım vardı. Hepsi yazın oyun oynar eğlenirken bize bahçe işi yaptırırlardı. O çocuk halimle yapamadığım için de bir ton azar işitir, dayak yerdim. Yediğim dayaklardan korunmak veya az da olsa teselli bulmak için sığınabileceğim bir Portuga'm yoktu. Benim Portekizlim olmadı hiç. Bu yüzden Zeze'nin Portuga'sına sığındı içimdeki küçük çocuk. Zeze'nin yerine koydu kendini. Portuga öldüğünde kendimi hiç durduramadım hele. Küçükken sahip olamadığım kurtarıcı sonrasında da gitmişti ellerimden.
Küçüklüğümdeki o atılgan, sevimli, yaramaz ve hayat dolu enerjisi olan çocuk yok artık. Büyüklerini zorla da olsa dinledi. İçine kapandı, durgunlaştı. Artık onu görenler "Ne uslu ve sessiz bir çocuk!" demeye başlamışlardı. Devam kitaplarını okuyamadım daha fakat umarım Zeze büyüklerini dinlememiştir. Kendi doğrusunda hareket edip çocukluğunu asla kaybetmemiştir umuyorum. Çünkü ben kendiminkini kaybedeli