Tebliğ vazifesinde bulunacak her mü'minin, önce kendi şahsiyetini ikmal etmesi gerekir. Zira insanları hakka ve hayra irşad için en tesirli vasıta; hakkın, hayrın, fazilet ve doğruluğun, canlı ve müşahhas bir timsali haline gelmektir. Buna göre, hidayet davetçisinin evvela kendisinin "sırât-ı müstakim" üzere olması şarttır. Tebliğin kâmil manáda müessir olması ise, "itmi'nâna ermiş bir kalb" ile mümkündür.
Bilmem, neydi bizdeki bu kendimizden uzak şeylere olan kötü düşkünlük? İçtimâî, harsî ve kütlevi görüşlerimizde haçlı dünyâdan gelen her sese her cereyâna nasıl da, gözü kapalı, saygı gösteriyorduk?