Oturup yazdım:
Kaplumbağalar odur.
Ve onlarındır Kaplumbağalar ...
Acı, buruk bir roman oldu. Onu kentlerde, kasabalarda oturup günlük işiyle
uğraşan okuryazarlarımız, yumrukçu, yada nemegerekçi aydınlarımız okuyacaklar. Belki kapılacaklar, belki sıkılacaklar, bilmiyorum. Ama, ben romanımı, asıl o akşam anamın geniş odasında bağdaş kurup beni dinleyen komşularımın, dört mevsimi karanlık, bütün ömrü kömür olan köylülerimin okumalarını, severlerse onların sevmelerini, ıslıklarsa onların ıslıklamalarını isterdim. Yurdumun bir yazarı olarak, beni en çok bu sevindirirdi.
Ek ... belki bir gün o da olur. Mutlaka olur.
Gün doğmadan neler, ne tosun kızlar, oğlanlar doğar!
Diye başlamış yazar romanına... Emeğin değerinin bilinmediği, üretmenin cezalandırıldığı sistem hep aynı... Hiç bir şey değişmemiş o günden bu güne... Halk ve devlet arasındaki kopukluk dün de varmış bugün de var... Hayallerin gerçekleştiği anda boşa gitmesinin hüznü, yaşatılan çaresizlik, kimsesizlik, duyulan öfke, dile gelemeyen istekler... Üreten toplumdan tüketen topluma geçişin hikayesi...
Evet acı dolu bir roman... Birebir onlarla birlikte her duyguyu yaşarken sistemi, sistemi bu hale getiren bizleri düşünmeye yönlendiren hüzünlü bir roman... İyi okumalar dilerim