Bir psikolog/öğretmen/akademisyen, ilgi alanlarından hareketle, etki alanını ne kadar genişletebilir ki?
Evet, bu cümleyi ve bilinçli bir şekilde kullanabildiğim kavramları bu kitaptan öğrendim.
Biçimsel olarak, iki mektup metnine geçiş haricinde, içinde bölüm barındırmaması ve kurgu sonunda 300 sayfalık bir mektup olduğunun anlaşılmasıyla; dünya klasikleri arasında dahi ayrı bir yer tutan
Klasik eserlerden beklenilen özelliklerin tersine; sade bir dil ve derin bir anlam dünyasından ziyade, mizahi bir anlatım okuyucuyu karşılıyor.
Hayatın, ayrılık gibi hüzünlü bir kısmının yansıtılmasından sonra, beraberinde gelişen olaylar silsilesinde yaşananlar; kolay kolay akla gelmeyecek bir senaryo olduğu gibi yazıldığı dönemden taşıdığı izlerle de bir bütünlük oluşturmuştu.
III.Perde’nin birinci sahnesinde meydana gelen konukseverlik ve ikram tartışması Shakespeare’in, net bir şekilde ‘‘Maddiyat mı, maneviyat mı?’’ sorusundaki fikrini yansıtıyor. Yine III.Perde’nin ikinci sahnesinde: Dünyanın siyasi durumunu, devletler arasındaki çekişmeleri ve refah durumlarını şişman bir kadın vücudunu kullanarak tasvir etmesi hem komik hem de ilgi çekiciydi. Henüz 16.yy’da yazılan bu eserde sanatın topluma hizmet etmesi hoş bir durum.
Genel manada arı bir dile sahip, satırları mizahi imgelerle doldurulmuş bu eser, sıradan edebî eserlerden üstün nitelikler taşıyor. Bu yönüne rağmen çok geniş bir kitleye hitap ediyor. Günümüz sinema ve film sektörünün içine düştüğü bataklığı göz önüne getirdiğimizde, daha kaliteli ve tercih edilebilir durumda bir senaryo gözüyle de bakılabilir. Yapımcılara duyurulur (:
‘‘Kızkuşu yuvasından uzaklaştıkça feryat edermiş. Dilim onu lanetlerken, kalbim onu davet ediyor.’’ (s.49)
Sabahattin Ali’nin, okuduğum eserleri arasında en çok ders aldığım, en fazla duygu tahlili ile karşılaştığım eseriydi. Akıcı anlatımı ve başarılı karakter çiziminin yanında; yazarın düşüncelerini de metinden kolayca çıkartabilmek mümkündü. Türkçe ile alakalı mizahi ve göndermeli düşünceleri dikkat çekiciydi (s.47 ilk paragraf ‘‘Doğan Kitap’’).
Daha önce de değindiğim üzere duygu tahlili konusunda kafa yorulmuş. İnsanın içindeki süreci ve hislerin tasviri bana Dostoyevski’nin kitaplarını hatırlattı. Nihat karakterinin ilkeleri ve düşünceleri uğruna suçları meşru görmesi, yine Nihat’ın kişisel özellikleri ‘‘Suç ve Ceza’’ dan Raskolnikov’u anımsatıyor.
Eserde, metin içerisinde verilen iyilik tanımları, ümit ile alakalı nasihat tabanlı cümleler eser okuyucusu için büyük bir kazanım.
İnsanı ve yaşadığı dönemi adeta tekrardan yaşayarak anlatan Sabahattin Ali’nin en beğendiğim romanıydı. Gerek kurgudaki ustalığı, gerek canlı ve dönemi anımsatan/yansıtan betimlemeleri okuyucuyu zaman ayırdığına pişman etmiyor. Benim de semaptik bulduğum halk dili kullanılan eserlerin arasında nadide bir köşede sergilenebilir.
‘‘ Unutmayın ki, dünyada en korkunç şey, ümidini kaybetmektir.’’ (s.278)
Bir toplum ve millet olarak, dilimizden ne kadar uzaklaştığımızı hatırlatacak; keyifli zaman geçirmeyi ve birçok nasihat/öğüt okumamızı sağlayacak bir eser. Şüphesiz ki Türk tarihinin en önemli