Yazarın samimi, cana yakın, güleç ve akıcı üslubuyla; keyifli bir okuma süreciydi. Otobiyografik bir nitelik taşıyan bu eser aynı zamanda-üslubuyla- edebî bir eser görüntüsü veriyordu.
Anıların/bölümlerin her birisi-tabiri caizse- kıssadan hisse diye adlandırdığımı/nitelendirdiğimiz metinlerdi.
''Bize Divan edebiyatını yüksek zümre edebiyatı diye yutturanlara benim köyümün hatıralarını sunmak lazım.'' (s.28-29) Alıntısıyla beraber; bugün eğitim sisteminde kökleşmiş ve kalıplaşmış olan birçok ilkeye adeta rest çekmiştir. Tüm bunların bilinçli şekilde düzenlenen kumpaslar olduğuna değinmiştir.
Yazar, öğüt ve nasihat niteliği taşıyan cümlelerini sıraladığı bir anda: ''Çalışın ki milletimiz dünyanın adaleti temsil eden en büyük devletine ulaşsın yeniden. Ne zaman mı? En geç 2071 yılında inşallah...'' (s.69) bir ifade attı ortaya. Bu ve benzeri sözlerin daha önce siyasi taraflardan da ortaya atıldığını biliyoruz, fakat somut bir kaynak arayışında elimiz boş kalıyor desek yeridir. İki defa söyleşisine gittimse de-yoğunluktan dolayı- bu soruyu kendisine soramadım.
Eserleriyle ilgili ithaflarını, yazım süreçlerini; arka planını ve ilham aldığı şeyleri kitabın çeşitli kısımlarında okuyucuyla paylaşmıştır (s.15, s.76, s.84, s.123, s.133, s.195, s.199, s.200, s.230, s.284, s.299, s.301.).
Akıcı ve samimi diliyle birlikte; zamanın nasıl geçtiğini anlamadığınız ve okuyan herkese çok şey katacak bir eser. Kimi yerinde güler, kimi yerinde ağlarsınız.
''Anladım ki maskeler sadece çocuk oyuncaklarıyla takılmıyor yüzlere. Maskeler, büyüklerin oyuncakları olarak da kullanılıyor çoğu zaman. Çocukların oyuncak olarak kullandıkları maskeler değil asıl o görünmeyen maskeler insanlığa zarar veriyor'' (s.52)
Nurullah GençOmuzlarımda Dünya