Zweig, etkileyici üslubuyla, karakterlerini psikolojik altyapısı ile ustaca tasarlamış ve göndermeli, sitemkâr bir eser ortaya koymuştur.
İnsan duyguları üzerine yaptığı ve yansıttığı tespitler yine kendisini onaylatan cinstendi (Sadece anılarla yaşamak insanın doğasına aykırıydı; nasıl bitkiler ve bütün canlılar renklerinin solmaması ve çanak yapraklarının dökülmemesi için toprağın besleyici gücüne ve gökyüzünden süzülüp gelen canlı ışığa ihtiyaç duyuyorsa, aynı şekilde sözde gizli düşlerin bile belli ölçüde tensel gıdaya, duygulu ve canlı bir desteğe ihtiyacı vardı, aksi hâlde kanları çekilir, ışıma güçleri zayıflardı. ‘‘s.28’’).
Yoksulluktan geldiği için iş hayatındaki başarıları içinde sarhoş olan karakterimiz, bisiklet üzerinde elektrik direğine çarpan bir çocuk gibi afallayarak bir aşka çarpar. Ama Hitler’e de gönderme yapılan yere gönderme yapacak olursak; sıradan bir resmî törende askerlerden nefret etmesi ve bir anda kendini kaybetmesini yaşantılarının onda fazlasıyla derin izler bırakmasıyla bağdaştırabiliriz.
Zweig, bu eserde kurguyla birlikte kişisel düşüncelerini ve hislerini de şiddetli bir biçimde yansıtmıştır.
Kadın ve adamın kendini (eski kendini) bulamaması ise savaşın görünmeyen acı sonuçlarındandı.
Geçmişe YolculukStefan Zweig