"Yorgun musun?"
Bana sorulacak en yerinde soruydu.
Evet, diye bağıran bir stadyum dolusu ses duydum ıçimde. Çok yorgundum.
Herkesten çok. Yorgunluğum Tanrı kadardı.
Hakan Günday
sana bencil insanları anlatacağım. sana acı vereceklerini bile bile tadına bakmak için hayatına girerler, kaçırmak istemeyecekleri bir şeysindir çünkü. öyle parlaktır ki ışığın, dokunmadan geçmek yazık olur.iyice baktıklarında tüm vaat ettiklerine. tenini, saçlarını, sırlarını aldıklarında.ayırdına vardıklarında ne kadar sahici olduğunun.ne yaman bir fırtına olduğunun; dank eder kafalarına.
işte o zaman korkaklık başlar. o zaman olduğunu sandığın insanın yerini alır zavallı gerçek hali. o zaman bütün cesaretleri uçar gider ve benden daha iyilerini bulursun deyip giderler.
öylece çırılçıplak kalıverirsin hâlâ bir hıçkırık gibi bir yaraları kalır içinde. neden diye sorarsın.neden karşılık vermeye niyetleri olmadığı halde kendilerini sevmeye zorladılar seni ;o zaman sıralanır bahaneleri: denemek zorundaydım, bir şans vermek zorundaydım,karşımdaki sendin sonuçta.
romantik değil bu oysa.varlığının büyüsüne kapılıp sırf bu fırsatı elden kaçırmamak uğruna,onu kırıp paramparça etme riskini göze almak zorunda oldukları düşüncesi.tatsız.onların merakının yanında senin varlığının ne önemi var. bencillerin huyu bu.her şeyle kumar oynarlar.bütün canlar onların canının keyfi içindir.bir bakarsın dünyaları tutar gibi tutarlar seni kucaklarında,bir bakmışsın küçülüp sadece bir resim oluvermişsin gözlerinde.bir anda.mazi olmuşsun.tek bir saniyede.seni içlerine çekip hayatlarının geri kalanını seninle geçirmek istediklerini fısıldarlar kulaklarına.ama korkuyu duyumsadıkları anda.kapının yolunu yarılamışlardır çoktan.seni incelikle bırakacak cesareti göstermeden.insan kalbinin onlar için bir anlamı yokmuş gibi.