Zamaneye bakış...
Her Musa'ya musallat olan Firavun, Haman ve Karun, bir de Samiri olsa da; ancak yoldaşı Hızır olunca......denizler yol olur, çöller gülistana döner. İlahi kelâmdaki kadim hikâye, aslında insanın içsel yolculuğunun bir özetidir. Hayat sahnesinde karşımıza çıkan engeller ne kadar büyük olursa olsun, her birinin bir anlamı vardır ve her bir "zalimin" karşısına mutlaka bir "alim" çıkar... Mevzuyu derinleştirelim; zira bu dört figürün kuşatması altındaki bir Musa'nın, Hızır ile kurduğu dostluk sadece bir yol hikâyesi değil, bir varoluş mücadelesidir. Kıssaların içindeki o ince sırları ve Hızır’ın dokunuşunu şu başlıklarla ayrıntılandırabiliriz: Firavun, Haman ve Karun: "Maddi Gücün Üç Köşesi" ve bu yolculuğun köşe taşları: Firavun, Haman ve Karun üçlüsü gücün, siyasetin ve servetin azgınlaşmış halidir. Dış dünyadaki zorlukları ve nefsin bitmek bilmeyen hırslarını ve insanın dünyevi imtihanının sacayaklarını temsil ederler. Firavun (Siyasi Güç) sembolüdür:"Ben sizin en yüce rabbinizim" diyerek mutlak otoriteyi kendinde görür. Hz. Musa’nın karşısındaki en büyük dış engeldir. Karun (Maddi Güç) sembolüdür: Anahtarlarını taşımak için onlarca yiğidin gerektiği hazinelerin sahibidir. "Bu bana bilgim sayesinde verildi" diyerek mülkün gerçek sahibini unutan kibrin adıdır. Haman (Bürokratik ve Teknik Güç): Firavun’un kulelerini inşa eden akıldır. Zulmü sistemli hale getiren, bilgiyi ve zekayı kötülüğün hizmetine sunan teknokrattır. Samiri: İçerideki Sinsi İllüzyon Hz. Musa Tur Dağı’na gittiğinde, halkını altın bir buzağıya tapmaya ikna eden Samiri, düşmanın dışarıda değil, en yakınımızda olduğunu simgeler. Samiri, mucizeyi sihire, inancı görselliğe indirger. Gönül gözü kapalı olanlar, altının parıltısına ve buzağının sesine kanarlar. Samiri en tehlikelisidir; çünkü fitne
Sabırsızlığın Sonu da Selamet mi?
Ruhumun derinliklerinde her daim bir geç kalmışlık hissiyle, sanki görünmez bir saate karşı yarışıyormuşçasına nefes nefese bir acelecilik hakim, ders çalışmalarımı, okumalarımı kronometre ile yapmam burdan mı geliyor? Bu telaş hali, dinginliği ufkumdan uzaklaştırırken yerine gerginliği ve stresi birer yol arkadaşı gibi yerleştiriyor. Ancak bu sürat çağının ortasında, dolma kalemi elime aldığım an her şey bir anlığına duruluyor. Mürekkebin kağıtla buluşması, kalemin ucundan süzülen akışkan hakikat, bana acele etmenin değil, o anı layıkıyla yaşamanın mukaddesliğini hatırlatıyor. Dolma kalemle yazmak benim için sadece bir yazı eylemi değil; kelimelerin hızını kesen, düşünceye nefes aldıran ve zihnimdeki o hırçın gürültüyü mürekkebin sessizliğiyle teskin eden bir ruh terapisi, bir nevi meditatif bir sığınaktır. Sabrı öğrenmek ve bu aceleci nefsi terbiye etmek adına, kalbimdeki bir diğer büyük tutku ise İsviçre otomatik saat mekanizmalarıdır. Keşke bir saat tamircisinin çırağı olabilseydim derim bazen; o mikroskobik çarkların, yayların ve taşların arasındaki hassasiyete dokunabilseydim de sabır taşına yhatırsaydım ruhumu. Saatçiliğin o meşakkatli dünyası, bir insanın sabrını sadece bir erdem olarak değil, bir zorunluluk olarak inşa eder. O küçücük parçaları sarsılmayan bir elle, sükûnetini yitirmemiş bir gözle ve sonsuz bir tevekkülle yerli yerine yerleştirmek, aslında ruhun o sarsak aceleciliğini dize getirmek demektir. Mekanizmanın her bir tıkırtısı, sabrın ilmik ilmik dokunmasıdır; zira o narin denge en ufak bir sabırsızlığı, en küçük bir fevri hareketi asla affetmez. Bu, kendime yönelttiğim en sert ve en hayati tenkittir: Sabır makamına erememiş bir zihin, ne kadar uzağa giderse gitsin aslında yerinde sayıyordur. Sabrımı geliştirmek için hayatı bir saat mekanizması
Duygu ve Düşünce
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
İstediğiniz Kişi Olun
Değişim seçilmiş birkaç kişi için ayrılmış uzak bir mucize değildir, biz olana kadar tekrarladığımız küçük seçimlerde şekillenen sessiz, kasıtlı bir olma eylemidir. Bu istediğin gibi ol'un kalp atışı. Bu kitabı dinlemek, hem büyümeye özleminizi hem de asla değişemeyeceğinize dair korkunuzu anlayan birinin karşısında oturmak gibi geldi. Yazar size dönüşmeniz için bağırmaz, sizi nazikçe bilimde gezdirir, sonra size motivasyondan daha güçlü bir şey verir, size izin verir. Evrim geçirmek için izin istiyorum. Bir zamanlar kalıcı olduğunu düşündüğünüz kısımlarınızı yeniden yazma izni. Ve araştırma ve anlatım arasında bir yerde, içinde bir şeyler değişiyor. 1. Kişilik bize inandığımızdan daha esnektir ve tek başına fark etmek hem özgürleştirici hem de rahatsız edicidir. Jarrett, biyolojinin temel atarken alışkanlıklarımızın, ortamlarımızın ve niyetlerimizin sürekli olarak kim olduğumuzu şekillendirdiğini gösteren özelliklerin sabit olduğu efsanesini dikkatlice söker. Kabul ettiğin versiyonunun, en uzun süre çalıştığın versiyon olabileceğini fark etmeye başlıyorsun. Ve bu düşünce devam ediyor, çünkü sıkışmış değilsin, aynı zamanda sorumlusun demektir. 2. Değişim büyük beyannamelerle olmaz, tekrarlanan küçük eylemlerle olur, kimliğinizi yavaş yavaş yeniden bağlayan. Kitap, sadece farklı düşünmeyi değil aynı zamanda farklı davranmayı küçük, tutarlı yollarla davranış deneylerini vurguluyor. Bir kez konuşmayı, bir kez daha nazik olmayı, bir kez daha cesur olmayı seçmektir, değişim başlar. Bunu dinlemek çok kişisel geldi, çünkü mükemmel bir anı bekleme bahanesini ortadan kaldırıyor. Değişim dramatik değildir, günlüktür. 3. Çevreniz sadece bir fon değil, kişiliğinizi şekillendiren aktif bir güçtür. Jarrett etrafınızı sardığınız insanların, yaşadığınız alanları ve hatta günlük
Alıntı
وَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ فَاِنَّكَ بِاَعْيُنِنَا وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ ح۪ينَ تَقُومُۙ Rabbinin hükmü yerine gelinceye kadar sabret; doğrusu sen, Bizim nezaretimiz altındasın; kalkarken Rabbini överek tesbih et; (Tûr sûresi/48.ayet)
Üç şey mühimdir… Hayatın karmaşasında, zamanın ve dünyanın telaşında, insanın yolunu aydınlatacak, ruhunu besleyecek üç şey vardır. Bunlardan biri niyettir. Niyet, görünmeyen bir pusula gibidir; insanın her adımını, her sözünü, her davranışını yönlendirir. Doğru niyet, en basit eylemi bile ibadete dönüştürür, en zor yolu bile kolaylaştırır. Niyet, insanı sıradanlıktan çıkarır, yaptığı işi hakikate bağlar, ruhunu yüceltir. İkinci şey sabırdır. Hayat, her zaman düzgün ve kolay bir yol sunmaz; fırtınalar gelir, yollar taşlı ve engebeli olur. İşte sabır, insanı bu fırtınalarda sarsılmaz kılar, kalbi dingin tutar. Sabır, sadece beklemek değildir; zorluklar karşısında direnmek, haksızlığa tahammül etmek ve ümidini yitirmemektir. Sabırla yürüyen, en karanlık gecelerde bile sabahın ışığını görür. Üçüncü ve en mühim olan ise Allah’a tevekküldür. Niyet doğru, sabır sağlam olsa da, insanın nihai güveni O’na bağlıdır. Çünkü hiçbir güç, hiçbir zenginlik, hiçbir akıl, Allah’ın yardımı olmadan insanı koruyamaz. Tevekkül, pasif bir bekleyiş değildir; elinden geleni yapıp, sonucunu Allah’a bırakmaktır. O’na dayananın yolu aydınlanır, kalbi huzur bulur, ruhu sükûnete kavuşur. İşte hayatın özünde bu üç şey mühimdir: niyet, sabır ve tevekkül. Bunlar olmadan yapılan işler eksik kalır; bunlar olduğunda ise en sıradan eylem bile anlam kazanır, en zor yollar bile kolaylaşır, en karanlık geceler bile aydınlanır. İnsan sadece üç şeye sıkıca tutunursa, hiçbir güç onu yıkamaz; ne zaman gelir, ne zorluk olur, ne de haksızlık kalır.
İdeal şartları bekleme Elindekilerle başla Mükemmellik eylemi erteler Hareket netlik yaratır Çoğu erteleme sabır kılığına girmiş korkudur.