8/10
·192 syf.·
2026 116. kitabı
Alan Lightman’ın Bay Tanrı adlı kitabı, yaratılış mitini bir fizikçinin zarafeti ve bir şairin duyarlılığıyla yeniden kuran sıra dışı bir metin. Lightman, mutlak kudret sahibi Tanrı figürünü alıp hata yapan, şaşıran, evreni bir sanat eseri gibi bestelemenin derdine düşen sevimli bir varlığa dönüştürüyor. Yıldızların doğumu, zamanın başlangıcı, entropi gibi kavramlar adeta bir haiku sadeliğiyle anlatılıyor; bilimsel gerçekler şiirselliğe bürünüyor. Kitap, özgür irade ve acının gerekliliği gibi dev sorulara alegorik yanıtlar ararken okuru kozmik bir düşünce yolculuğuna çıkarıyor. Ne var ki bu yolculuk her okura aynı hazzı vermeyebilir. Lightman’ın minimalist ve mesafeli üslubu, yaratılış gibi tutkulu bir eylemi zamanla laboratuvar raporu sakinliğine büründürüyor; karakterler derinlikli varlıklar olmaktan çıkıp yazarın felsefi pozisyonlarını taşıyan birer sözcüye dönüşüyor. Roman, sorduğu büyük soruların etrafında yeterince dolaşmaya sabır göstermiyor. Ayrıca ne saf bir edebiyat ne de felsefi bir deneme olabilmenin rahatlığına ulaşabiliyor; iki tür arasında sıkışıp kalarak okurda bir belirsizlik hissi yaratıyor. Sonuç olarak Bay Tanrı, derin karakter tahlilleri veya sürükleyici bir olay örgüsü bekleyen okur için fazla soyut ve durgun kalacaktır. Ancak bilim ile maneviyatın kesişimine meraklıysanız, Italo Calvino’nun kozmik masallarındaki o şiirsel mizahı seviyorsanız, bu kısa kitap size evrenin ihtişamı üzerine düşünecek çok şey vadediyor. Kısaca büyüleyici bir düşünce deneyi.Keyifli okumalar:)
Bay TanrıAlan Lightman · Aylak Kitap · 2012307 okunma
《 SEVME SANATI 》
Puan vermedi·200 syf.··
Beğendi
·
2026 24. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 17 Mayıs 2026 21:50
Erich Fromm'un "Sevme Sanatı" isimli kitabı, sevme duygusunu çeşitli yönlerden irdeleyen bir yapıttır. Sevmenin sanat olduğunu ifade eden yazar, bu sanatı teorik ve pratik yönleriyle psikolojik, sosyolojik ve felsefi açılardan derinlemesine irdeler. Sanat nedir? Yapılan eylemi önemsemek, o işe dikkatle, özenle çalışmaktır. Sevmek sanat mıdır peki; kesinlikle sanattır. İçimizde doğal olarak bulunan bu duygu, özenle, sabırla duyguya yoğunlaşarak büyütülmeli, geliştirilmeli ve şekillenmelidir. Sevmek aslında tüm insanlığın kendinde geliştirmesi gereken bir duygudur. Huzurlu ve sağlıklı bir toplum için bu gereklidir. Çoğu insanın sevilmek istediğini anlatan yazar, aslolanın sevmek olması gerektiğini vurgular. Sevmek bir eylemdir diyen yazar, insanoğlunun, bu eylemi başkasından beklemek yerine, bireysel olarak gerçekleştirmesi gerektiğini anlatır. Sevgi eylemini bir sanat hâline getiren yolları ise şöyle sıralar: özen, sorumluluk, saygı, bilgi. İlk üç yol gayet açıkça anlaşılıyor. Bilgiyi ise yazar sevdiğimiz kişiyi tanımak olarak terennüm ediyor. Sevginin oluşması için kişinin karşısındaki insanı merak etmesi ve tanıması gerekir. Tanımanın, bilmenin olmadığı ilişkide sevgiden söz edilemez. Özellikle romantik ilişkilerde, bir insanı tanımadan devam ettirilen iletişimler yalancılıktan ve zaman hırsızlığından başka bir şey değildir. İnsan bilmediği kişiye sevgisini eylem olarak gösteremez. Sevgi dilde var ama eylemde yoksa, orada sevgi yoktur. Turgut Uyar’ın da dediği gibi “Gizlenen, gösterilmeyen, hissettirilmeyen sevginin zerre değeri, kıymeti yok gözümde. Bu duvar da beni çok seviyor olabilir, bilemem.” Daha sonra sevgi türlerine değinen yazar bunları; kardeş sevgisi, anne sevgisi, baba sevgisi, cinsel sevgi, kendini sevmek ve Allah (c.c.) sevgisi olarak açıklar.
Psikoloji
Sevme SanatıErich Fromm · Say Yayınları · 20207,8bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Puan vermedi·104 syf.·
2026 32. kitabı
Çul Han dan okuduğum ikinci kitap oldu. Yer yer çelişkili veya basit düşünülmüş cümleler var. Örneğin bir yerde eylemsizlik hareketsizlik görülürken bir yerde eylemsizliğin eylemi barındırdığı söyleniyor. Bu da yazarın hem kendi görüşlerini hem başka düşünürlere ait görüşlerini belirtmesinden kaynaklanıyor olsa gerek. Yani eylemsizliğe dair kesin görüş ortaya çıkmıyor. Yapay zekânın basit görülmesi basit düşünülmüş yere örnek gösterilebilir. Teknolojinin hızla geliştiği ve öğrenen makinelerin çoğaldığı günümüzde, yapay zekânın duygudan eksik olduğunu söyleyip bunu ihtimal dışı görmek, bana asıl basitlik bu dedirtti. Siborg ve çiplenen beyinler düşünülünce, bu hızla çoğu şeyin imkânsız olmaktan çıktığı söylenebilir. Bir zamanlar çoğu şey imkansız görülürken artık ilerisi düşünülmeye başlandı. Belki birgün ışınlanma da mümkün olacak, belli mi olur!? Makinedeki enerji insandaki ruha tekabül ediyor olabilir, belki ruh da farklı boyutta enerjinin çeşididir... Eserde vurgulanan noktalardan biri de hızlı etkileşim çağında biraz düşünmenin, tefekkür etmenin gerekliliği. Eserde de geçtiği gibi; "Hayatı yalnızca iş ve performans açısından algıladığımız için, eylemsizliği mümkün olduğunca çabuk giderilmesi gereken eksiklik olarak görüyoruz." (S. 9) Her eylemsizlik kötü müdür yerinde eylemsizlik var mıdır tartışılır. Ancak sosyal çevreden ve sosyal medyadan dolayı tüketimin aşırı derecede olduğu göz önüne alınırsa, düşünme ve eylem dengesinin önemi de anlaşılır. Ne sürekli düşünme ne sürekli eylem, ikisini harmanlamak en güzeli bence. Denge bozulduğunda "Bugün, kendimizi gerçekleştirdiğimiz inancıyla, özgür irademizle kendimizi sömürüyoruz." (S.81). Tefekkür kastedilirken içinde görüntü karşısında donup kalma/izleme de yer alıyor, inzivaya çekilip tek kalarak herhangi bir
Tefekkür YaşamıByung-Chul Han · Ketebe Yayınevi · 2024363 okunma
6/10
·320 syf.··
2026 2. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 09 Ocak 2026 19:32
György Korin bir arşiv memuru. Günün birinde eline eski bir elyazması geçiyor. Dört kişinin, farklı zaman dilimlerinde anlattığı tuhaf ve parçalı bir metin bu. Korin, bu elyazmasının son derece değerli olduğuna inanıyor; hatta ona öyle büyük bir anlam yüklüyor ki, bu değeri tüm dünyaya göstermek ve yaymak istiyor. Sırf bu uğurda işini, düzenini, hayatını geride bırakıp Macaristan’dan New York’a doğru yola çıkıyor. Hikâye de tam olarak burada başlıyor. Ama bu kitapta asıl mesele hikâye değil. Mesele yazarın dili, ritmi ve okuru bilinçli olarak zorlayan anlatımı. Bitmek bilmeyen, noktasız, durmaksızın akan cümleler… Okurdan nefes alma hakkını bile esirgeyen bir metin. Bir noktadan sonra boğulmamak gerçekten zor. Kitabı okurken defalarca “Ben şu an ne okuyorum?” diye sordum kendime.Sık sık baştan aldığım yerler oldu.Krasznahorkai sanki bir olay anlatmak değil de, okuru zihinsel olarak karanlık bir kuyuya bırakmak, orada ne kadar dayanabileceğini görmek istemiş. Korin karakteri de bu boğuculuğun bir parçası. Onu anlamak benim için neredeyse imkânsızdı.Fazlasıyla karmaşık, takıntılı ve giderek gerçeklikten kopan biri. Zihninin içinde dolaşmak yorucu olduğu kadar rahatsız ediciydi benim için.Onu okurken kafam şişti. Hayatımda okurken bu kadar zorlandığım başka bir kitap hatırlamıyorum. Altını çizecek, dönüp tekrar bakmak isteyeceğim net bir cümle bulamadım. Cümleler karmaşık, yapı karmaşık, olay örgüsü karmaşık… Sürekli “Bir dakika, şu an neredeyiz, ne oluyor?” duygusuyla ilerledim. Okuma eylemi bir keyiften çok, zihinsel bir dayanıklılık testine dönüştü benim için. Bu yüzden özellikle hareketli, akıcı, net bir olay örgüsü arayan ve okurken zorlanmak istemeyen okurlara asla önerebileceğim bir kitap değil. Bu metin sabır, konsantrasyon ve ciddi bir zihinsel mesafe
Savaş ve SavaşLászló Krasznahorkai · Can Yayınları · 2025191 okunma
Boşa Harcanmış Hayatlar ve Gerçekleşmeyen Umutlar
8/10
·90 syf.··
2025 63. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 29 Ekim 2025 03:05
1.0 Giriş: Çehov'un Melankolik Evrenine Bir Bakış Anton Çehov'un "Vanya Dayı" adlı eseri, Rus edebiyatının ve dünya tiyatrosunun temel taşlarından biridir. Çehov, bu eserinde geleneksel dramatik yapıdan uzaklaşarak, olay örgüsünden çok karakterlerin karmaşık iç dünyalarına, psikolojik gerilimlerine ve varoluşsal sancılarına odaklanır. Oyunun gücü, büyük olaylarda değil, karakterlerin gündelik yaşamın boğucu tekdüzeliği içinde yavaş yavaş tükenişini, gerçekleşmeyen umutlarını ve dile getirilemeyen arzularını sergilemesinde yatar. Bu sessiz trajediler, oyunu zaman ve mekândan bağımsız, evrensel bir insanlık durumunun portresine dönüştürür. Bu analizin temel amacı, oyunun merkezindeki beş ana karakterin—Vanya, Astrov, Serebryakov, Yelena ve Sonya—psikolojik portrelerini, metindeki diyaloglara ve sahne talimatlarına dayanarak derinlemesine incelemektir. Her bir karakterin motivasyonları, hayal kırıklıkları, içsel çatışmaları ve birbirleriyle olan dinamik ilişkileri, oyunun melankolik atmosferini ve felsefi alt metnini oluşturan temel unsurlardır. Bu karakterler aracılığıyla Çehov, "boşa harcanmış hayatlar", "hayal kırıklığı", "entelektüel kibrin boşluğu" ve nihayetinde insanın acıya karşı gösterdiği "dayanma gücü" gibi evrensel temaları ustalıkla işler. Analizimiz, bu karakterlerin bireysel trajedilerinin aslında ortak bir insanlık durumunu nasıl yansıttığını ortaya koymayı hedeflemektedir. 2.0 İvan Petroviç Voynitski (Vanya Dayı): Geçmişin Ağırlığı Altında Ezilen Adam Vanya karakterinin analizi, oyunu anlamlandırmak için stratejik bir öneme sahiptir. Oyuna adını veren ve eserin trajik özünü en yoğun şekilde temsil eden figür odur. Vanya'nın yaşadığı derin hayal kırıklığı ve ömür boyu hizmet ettiği değerlerin bir anda anlamsızlaşması, oyunun ana
Edebiyat
Vanya DayıAnton Çehov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201611,4bin okunma
4/10
·162 syf.··
2010 11. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 20 Kasım 2010 00:00
Abdülkadir Es-Sufî’nin yani ian dallasın oto-biyografik romanında, karakter kendisine kulak vererek insan konforunu, statüyü ve öngörülebilirliği terk ediyor; halden hale girerek, renkten renge boyanarak sonunda gariplerden birisi olarak O’na ulaşıyor. Yolculuk başlangıç noktasında sona ermiş olsa da artık hiçbir şey eskisi gibi değil. Kütüphaneci, yerine geçtiği kütüphanecinin bıraktığı eşyaları ve notları inceleyerek bir arayışa çıkıyor, çölde bir zaviyeye katılıyor ve modern hayat ile arkaik yaşam arasında bir denge kurmaya çalışıyor. Yolculuk öncesinde şehirde yaşadığı modern hayatın sunduğu anlamsızlıklar ve yüzeysellik, onu hakikati arayışa itiyor. Yolculuk sonrası ise çölde kendini keşfederken, karşılaştığı Doğulu karakterler aracılığıyla disiplin, güç ve merhameti öğreniyor. Kitapta din değiştirme eylemi gerçekleşiyor. Bana soracak olursanız tasavvufun çok da islamla alakası olduğunu düşünmüyorum. Ama Allah hidayetini kabul etsin diyerek devam edeyim. Zaviyeye katılması, bir mürşide bağlanması ve günlük ritüellerle nefsini terbiye etmesi, tasavvufi deneyimin somut bir parçası olarak işleniyor. Abdülkadir Es-Sufi, yaşadığı içsel çatışmaları, mürşidlerle geçirdiği zamanları, zikir ve Kur’an meclislerinde hissettiklerini, tasavvufu ve Allah’a yakın olmayı adım adım aktarıyor. Tasavvufun ilk dersleri; paylaşmak, sabır ve teslimiyet üzerine kurulu. Yalnızlıkla baş etmek, nefsin oyunlarını görmek ve marifeti aramak, karakterin ruhsal gelişiminin temel taşları oluyor. Kitabı okurken çok sıkıldım, karakterler birbirine karıştı. Bir konu bütünlüğü olay örgüsü devamlılık veya insanı çeken herhangi bir konu yoktu bana kalırsa. kitap kısacıktı. Ona rağmen zaman geçmedi okurken. Yarım bırakmak istemediğimden devam ettim
Gariplerin KitabıIan Dallas · Şule Yayınları · 2011992 okunma