Pek çok aksiliğin araya girmesi nedeniyle bitirmemin uzun sürdüğü ve bu durumdan asla memnun olmadığım bir kitap oldu benim için. Okurken uzun bir vaktin geçmesini istemediğim, çabucak bitirmem gereken tarzda bir kitaptı; çabucak bitirmeliydim ki bunu sindirmeye zamanım olsun. Kitabın kendisini okurken neredeyse her sayfada hatta her harfte büyülendiğimi söylemeden es geçemeyeceğim. Bu kitap ataerkil düzene bir eleştiriden çok daha fazlası, artık hayatımızda daima yer edindiğinden normalleşmiş anormallikleri en ufak noktasına dek başarılı bir şekilde irdeleyen bir kitap. En başta tarih boyunca kadınların önüne birer engel çıkartılmamış veya geri plana atılmamış olsalar; ulaşabilecekleri seviyeyi bize düşündürtüyor ve her ütopik eserde olduğu gibi bize kusursuz bir dünya vaadediyor. Diğer ütopyalardan ayrılır bir şekilde ise bizim yanlışımızı yüzümüze vurmaktan geri durmuyor ve bize bir hayal alemi sunarken aynı zamanda gerçeklikte olan kusurlarımızı işaret ederek sorunları göz önüne seriyor, bizi gerçeklikten koparmıyor. Ayrıca yazarın ana karakterler konusundaki seçimlerini de ayrı olarak takdir ettim doğrusu. Seçtiği ana karakterlerin her biri toplumun kadınlara karşı olan bakış açısını vurgulayacak şekilde özenli: Kadınları yalnızca hizmet aracı gören erkekler, kadınları fazla romantize edip insanlıklarını silerek melekleştiren erkekler ve en doğru şekilde kadını bir birey, insan ve dost olarak görmesini bilen erkekler. Toplumun geneline bakıldığında, herkesin bir cinsiyet üstünde farklı bakış açılarının temelleri bu üçü üstünde şekillendiğini fark edebiliyor insan. Bu kitap benim için toplum, insan, sistem, din, ahlak ve normalleşmiş tüm kalıpların başarılı bir eleştirisi ve sorgulamak konusunda yeni bir öğüt oldu.