Münakaşayı sever misiniz? Hiç sevmezseniz bile buna mecbur olduğunuz anlar çoktur; çünkü yanlış düşündüğünüzü söylemekten zevk alanlar az değildir. Muhtelif nezaket dereceleriyle bu hatayı hepimiz yaparız. En diplomatlarımız bile ''haklısınız, fakat...'' diye başlarlar ve muarızlarının haksız olduğunu ispata çalışırlar.
Ben bütün hayatımda iki tarafın birinin haksızlığını itiraf etmesiyle biten şiddetli bir münakaşa görmedim. Sebebi şudur sanıyorum. Bütün münakaşalarda, çarpışan yalnız fikirler değil, benliklerdir. Bu iki şey, fikir ve benlik, birbirine o kadar bağlıdır ki, biri değişirse öteki de ortadan kalkacak zannedilir.
Akameti ve zararları üstüne çok durulan münakaşanın lüzumu da inkar edilemez. Tırtıllı demir çakmağa sürtülmedikçe ateş nasıl çıkmazsa, zıt fikirler birbirine temas etmedikçe de hakikatin ortaya çıkması mümkün olmaz. Fikirlerin çarpışmasından hakikatin yıldırımı doğacağını söyleyen Namık Kemal haklıdır, fakat benlikleri ayaklandıran gök gürültüleri çıkarmamak şartıyla.