Fakat sistemsiz düşünmek mümkün olmadığına göre, düşüncemi, kendi kendini nehyeden bir nihilizm intiharına koşturmayan, mutlak değil, fakat nisbî hürriyete sahip, kabul olduğu kadar reel düşünce prensiplerinden umumî şemalara ve kanunlara çıkıyorum. Bunun için en keskin metot çizgim şudur: Hayatla mefhum arasındaki uçurumu mefhumdan hayata değil, hayattan mefhuma doğru aşmak. Rönesansın getirmeye çabaladığı ve tamamıyla getiremediği kafa, bence, budur. Gene bunun için, kitaptan değil, hayattan doğma inkılâplara inanıyorum. Türk inkılâbının en büyük kalitesi.
Pedagojinin gayesi, iyiyi kötüyü ayırabilen, muhakemesi sağlam, kendine hakim ve iradesine sahip, milletine ve insanlığa yararlı fertler yetiştirmektir.
Bir milleti yok etmek isterseniz, askeri istilaya lüzum yoktur. Ona tarihini unutturmak, dilini bozmak, dininden soğutmak ve dolayısıyla manevi değerlerini, ahlakını soysuzlaştırmak kafidir...
Milli varlığımızın köklerini kemiren düşman ideolojilere karşı tek müdafaamız bu manada milliyetçilik olduğu için milliyetçiyiz. Fakat başka milletleri de içine alan Milletlerarası ahengi reddeden kapalı ve dar kafalı bir milliyetçilik bizim daima tenkitlerimize ve hücumlarımıza uğramış ve uğrayacaktır.