Özlemişiz Meğer…
Özlemişiz bazı şeyleri… Gösterişten uzak sevgileri, hesapsız yapılan iyilikleri, kalbin dilinden daha temiz olduğu zamanları…
İnsan en çok neyi özler, bilir misiniz? Karşılık beklemeden gelen samimiyeti, içtenlikle kurulan sofraları, yanında susarken bile huzur bulduğu insanları…
Bir zamanlar hayat daha sade, daha hafifti. Kimse kendini anlatmak zorunda kalmazdı; çünkü insanlar oldukları gibi yaşar, göründükleri gibi davranırlardı. Şimdi ise çoğu insan olduğu gibi görünmek yerine, göründüğü gibi olmaya çalışıyor.
Özlemişiz biraz da eskiyi… Kapısı kilitlenmeyen evleri, hesabı yapılmayan dostlukları, menfaat gölgesi düşmemiş ilişkileri ve insanı yormayan muhabbetleri…
Ne kalabalıkları özledik ne de geçmişe takılıp kaldık. Biz, sadece içinde çıkar olmayan güzel niyetleri; sözüyle özü bir olan insanları özledik.
Bir zamanlar az konuşulur, çok anlaşılırdı.
Bakışlar cümlelerin yerini tutar, gönüller tercümana ihtiyaç duymazdı. Şimdi herkes konuşuyor; fakat sözler çoğaldıkça anlam azalıyor, sesler yükseldikçe kalpler birbirinden uzaklaşıyor.
Özlemişiz meğer… Bir tebessümün bütün kırgınlıkları unutturduğu günleri, Bir bardak çayın dostluklara vesile olduğu akşamları, Bir selamın gönül kapılarını açtığı zamanları…
Özlemişiz insanın yüzüne baktığında kalbini görebildiğin günleri… Güvenin imzadan değerli olduğu zamanları… Vefanın bir erdem değil, hayatın doğal bir parçası sayıldığı yılları…
Belki de en çok; İnsanlığın makamdan, paradan ve çıkardan daha kıymetli olduğu günleri özledik.
Çünkü insan, zaman geçtikçe şunu anlıyor: Hayatı güzelleştiren büyük servetler değil; temiz bir kalp, samimi bir dostluk, içten bir tebessüm ve karşılıksız bir sevgidir.
Ve galiba biz, en çok da kalbi güzel insanların çoğaldığı o güzel zamanları özledik…
Yaşar Fatih