"Bonaparte üzerinde gömlekle doğmuş (şanslı bir insan anlamında Rus deyimi). Askerleri birinci sınıf. Ayrıca ilk önce Almanlara saldırdı. Almanlara da sadece üşenenler dayak atamadı. Dünya kuruldu kurulalı herkes Almanları dövdü. Onlarsa kimseyi. Sadece birbirlerini. Şöhretini onlar sayesinde kazandı."
Sevgili ve değerli dostum. 13 tarihli mektubunuz bana büyük bir mutluluk verdi. Şair ruhlu Julie'ciğim, demek beni hâlâ seviyorsunuz. O zaman, o kadar kötülediğiniz ayrılık, sizin üzerinizde yaratması beklenen etkiyi yaratmamış. Ayrılıktan şikâyet ediyorsunuz - ya tüm sevdiklerinden ayrı kalmış bendeniz şikâyet etmeye kalksaydım neler demeliydim? Ah, kendimizi teselli etmek için dinimiz de olmasaydı hayat ne kadar hazin olurdu. O delikanlıya olan ilginizden bahsettiğinizde neden benim sert bir tavır takınacağımı düşünüyorsunuz? Bu konularda sadece kendime karsı katıyım. Başkalarının bu duyguları yaşamasını anlıyorum ve ben kendim yaşamadığım için onaylayamasam da suçlamak da aklımdan geçmez. Ama bence Hristiyanca bir sevgi, komşunu sevmek, düşmanını sevmek bir delikanlının sizin gibi şair ruhlu, seven bir kızda güzel gözleriyle uyandıracağı duygulardan daha değerli, daha tatlı ve daha hoştur. Kont Bezuhov'un ölüm haberini mektubunuz gelmeden almıştık ve babam çok etkilendi. Onun büyük yüzyılın son temsilcisi olduğunu, sıranın kendisine geldiğini ama bu sırayı mümkün olduğunca geciktirmek için elinden gelen her şeyi yapacağını söylüyor. Tanrı bizi böyle korkunç bir felaketten korusun! Daha çocukken tanışmış olduğum Piyer hakkındaki görüşlerinize katılamayacağım. Benim gözüme her zaman çok iyi yürekli bir insan olarak gözükmüştür ve bu da benim insanlarda en çok değer verdiğim özelliktir. Ona kalan mirasa ve Prens Vasili'nin bu konuda oynadığı role gelince, ikisi için de üzücü bir durum. Ah! Sevgili dostum, Yüce Kurtarıcımızın bu konuda söylediği bir devenin iğne deliğinden geçmesi bir zenginin Tanrı'nın Krallığına girmesinden daha kolaydır sözü korkunç bir gerçek; Prens Vasili'ye acıyorum, Piyer için ise çok üzülüyorum. Bu genç yaşında böyle bir zenginligin ağırlığını
Prenses Marya buraya kadar okuduktan sonra derin bir nefes aldı ve dönüp sağında duran boy aynasına baktı. Aynada çirkin, cılız bedeninin ve zayıf yüzünün yansıması
vardı. Hep üzgün bakan gözleri şimdi de aynada kendilerine ümitsizlikle bakıyorlardı. Prenses, "dalkavukluk ediyor" diye düşündü, dönüp okumaya devam etti. Ama Julie dostuna dalkavukluk etmiyordu: Gerçekten de derin ve ışıl ışıl gözleri (bazen sanki ılık bir ışık huzmesi
yayılırdı gözlerinden) o kadar güzellerdi ki çoğu zaman yüzünün genel çirkinliğine rağmen bu gözler güzellikten öte bir çekicilik katarlardı ona. Ama prenses gözlerindeki o güzel ifadeyi, kendisi hakkında düşünmediği zamanlarda beliren ifadeyi hiç görmemişti. Aynaya bakar bakmaz onun yüzü de herkeste olduğu gibi yapmacık, doğal olmayan, çirkin ifadeye bürünürdü.