Mesele doğru niteliklere sahip olmayı ya da doğru duyguları hissetmeyi istememek değildi, mesele bunları yapamamaktı.
İyi olanla mümkün olan hiç bir zaman birleşmiyordu.
Sanki yüzyıllık bir uykudan uyanan bekçi, yerinden doğrulup çevresine bakınca kendisini uyandıran kişiyi göremedi. Çünkü her taraf karalıktı. Zaten görülen ve görülmeyen bütün düşler, bu karanlığın ta kendisi değil miydi?