Gazi'nin yaşıyor olmasını, başımızda bulunmasını en çok neden önemsiyorum biliyor musun Saffet? Ülkenin bütün dengelerini yerli yerinde tutan sadece o da ondan. Anadolu ve Trakya Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri'ni Sivas Kongresi'nde bir araya getirdiği günden bu yana hep böyle. Eylül 1919'dan Eylül 1927'ye kadar, bu durum hiç değişmedi. Dile kolay tam sekiz yıldır, güzel ülkemizin kilit taşı olma özelliğini, Gazi tek başına elinde tutuyor. Çıkar kilit taşını, kubbe yıkılır. Hepimiz altında kalırız...
Onun derdi neydi acaba? Muhtemelen kafası azıcık çalışmaya başlayınca rahatı kıçına batan zenginlerden
biriydi bu da. Böylelerinden çok vardı. Sürekli bir vicdan muhasebesine giren ve diğer zenginler gibi alçak, kalleş, açgözlü ve şımarık olmadıklarını ispat edebilmek için
yanıp tutuşan zavallıcıklar. "Bu onlara has hastalıklarından biri," diye dalga geçerdi Saffet Abi. "Önce tıkınış,
sonra Darülaceze'ye bağış ... "
Psikiyatri pratiğinde her gün artan sayıda insanın "anlamsızlık", "boşluk duyguları" gibi yakınmalarını dinliyorum. Bu yakınmanın evrenin ve insanın mahiyeti sorusunun unutulmasıyla bağını görmemek imkansızdır. Çünkü insan yaşamının bir yanıt olmasını ister; sadece
toplumsal-kültürel "kim"liğine değil, eğer biraz düşünüyorsa aslında kozmik "ne"liğine de bir yanıt. Yaşamımızın kozmik-natüralist anlamı sorusunun unutulduğu, insan yaşamının kültürel kimliklere
indirgenip gündelikleştirildiği bir dönemde psikiyatrik semptom bilgisini zorlayan bir yakınınayla karşılaşıyor olmamızdan anlaşılabilir ne olabilir?