genç, sadece canlıdır. canlılık nasıl bir şey acaba? canlı ama ruhtan uzak, canlı ama akıl ve anlayıştan uzak. heyecan, ürperti, korku, tedirginlik, vesvese, telaş ve tuhaf bir coşkunlukla tıka basa dolu. gencin coşkusu derken bu coşkunun çoğu hayal kırıklığının taşması neticesinde oluşan keder coşkunluğu ve hayatiyet gibi görülebilecek ölüm coşkusudur. ihtiyar coşkusuz ölür, eğer genç ölürse coşkuyla ölür. itiraf edeyim, gençken ölmeyi çok isterdim. coşkuyla ölmek isterdim.
insanın içinde olduğu hal ona en yabancı haldir. deli deliliğini, genç gençliğini, ihtiyar fıkradığını bilmez. birisi yeri gelir de söylerse bunları duyar, duyar da yine anlamaz. ah işte hayat bu halle yaşanıyor, hayat habersizken yaşanıyor, yaşanıyor dediğim şöyle üstten geçiyor da aklın başına gelip kendi hayatına dair haberleri aldığında oturup bir bakılıyor, bu da neymiş diye, yine bir şey denemiyor.
gençliğimde önümdeki hayatı en büyük derdim olarak görürdüm. önümde bir hayatın uzanması ve henüz genç olmam benim tek derdimdi. diğer dertler bundan sadır olmuştu çünkü. dert, onunla yaşayacağını düşünmektir, gelip geçicilik dert değildir diye düşünürdüm. yarın ya da öbür gün ya da gelecek ay ölecek olsam benim ne derdim olabilirdi ki; dert yaşamaktır. bunu iyi biliyordum.