Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
...
Henüz kırk iki yaşlarında, tunç yüzlü, tığ gibi, milletçe kurtuluş kahramanı Mustafa Kemal, daha düşman askerlerinin çekilmiş olup olmadığını ve ne kadarının halk arasına karıştığı bilinmediği halde, açık otomobille İzmir'e girdi. Hasretine kavuştu.
Er mi, mareşal mi, bilinmeyecek bir kıyafette idi. Yabancılar ve Hristiyanlar İzmir'in büyük oteline sığınmışlardı. Mustafa Kemal:
-Otele uğrayalım! dedi.
Salon tıka basa dolu idi. Onu tanımayan garsonlar:
-Yer yok! dediler.
Fakat oturanlardan biri tanıyarak:
-Mustafa Kemal... Mustafa Kemal... diye haykırdı.
Salon birbirine girdi, Mustafa Kemal hiç kimsenin rahatsız olmamasını söyleyerek bir masaya oturdu. Garsona: "Bize rakı veriniz." dedi. Sonra alay ederek:
-Kral Konstantin buraya gelip rakı içti mi? diye sordu.
-Hayır, deyince:
-Öyleyse İzmir'i niçin almak istemiş? diye eğlendi.
...
Çıktı bir granitin tepesine, bir ışık doldu gözlerine, Babil'den beri İlk kez gördü suyun yüzünü: "Deniz! Deniz!" diye çağırdı Karadeniz'i...Bir elimde Yasin-i Şerif, bir elimde meç, kemençe bir elimde, oy ben hangi milletten hangi sınıftanım be!..