Kemerleri bağlayın, çünkü bu sefer ilk gönderimizdeki o bulutların üzerindeki toz pembe havadan biraz uzaklaşıyor, iki admin olarak bizi biraz yoran, beklentilerimizin biraz uzağına düşen bir diyara, Wisteria’ya gidiyoruz.
Blogumuzun ikinci ortak okuma kitabı, adından sıkça söz ettiren Adora Yağmur’un çok konuşulan Varislerin Oyunu oldu. Sosyal medyada o kadar çok önümüze çıktı ki, iki fantastik kurgu aşığı olarak "Tamam," dedik, "İşte aradığımız o macera!" Büyük krallıklar, prensler, prensesler ve suikastçılar... Kulağa şahane geliyordu. Ama dürüst olalım; sayfaları çevirdikçe aradığımız yüksek fantastik atmosferi tam olarak bulamadık ve bu sefer iki admin ortak bir "keşke" noktasında buluştuk.
Biz kitabın kapağını açarken bizi büyüyle, derin dünya tasarımlarıyla saracak epik bir fantastik kurgu umuyorduk. Ancak karşımıza daha çok; prenslerin, prenseslerin ve onların peşindeki katillerin kapana kısıldığı devasa bir "kraliyet akademisi" ya da bir nevi saray entrikası çıktı. Kötü mü? Bu tarz içerikleri sevenler için belki sürükleyici olabilir ama bizim hayal ettiğimiz o yüksek fantastik atmosfer bu değildi maalesef.
Gelelim bizi en çok yoran konuya: Karakter enflasyonu! Kitapta tam 24 krallık ve dolayısıyla bir sürü varis var. Karakter sayısı o kadar fazla ki, tam birine alışmaya çalışırken, onun iç dünyasını kafamızda canlandırmaya fırsat bulamadan karakter şok bir suikasta kurban gidiyor! Bu hızlı ölüm kalım döngüsü bizi hikâyeye bağlamaktan ziyade sürecin içine girmemizi biraz zorlaştırdı.
Yiğidi öldürüp hakkını yemeyelim; yazarın hakkını teslim etmemiz gereken yer, kitabın temposunu hiç düşürmemesi ve olay örgüsünü bir şekilde akıcı tutabilmesi. Katili tahmin etmeye çalışmak, o gizem havası merak uyandırıyor. Ama kurgudaki bazı mantık boşlukları