Ne olursa olsun mutlu değildi,hiçbir zaman mutlu olmamıştı.Hayatın bu yetersizliği,dayandığı şeylerin hemen bozulup çürümesi nereden geliyordu?..Ama,bir yerlerde kuvvetli ve güzel bir insan,hem çoşkunluk,hem de incelikle dolu kıymetli bir varlık,bir melek kılığı altında bir şair kalbi,gökyüzüne şairane düğün destanları söyleyen tunç telli bir rebap bulunsaydı,onunla tesadüfen niçin karşılaşmamalıydı?Ah,ne imkansızlık!Zaten hiçbir şey böyle bir araştırmaya değmezdi;her şey yalan söylüyordu,her gülümsemenin altında sıkıntıdan bir esneme vardı.Her sevinç bir lanet,her zevk bir iğrenme gizliyordu ve en iyi öpücükler,dudaklarda gerçekleşmesi imkansız daha yüksek bir şevhet özlemi bırakıyordu.
Hani bir daha geri gelmeyecek şeylere hülyamızın bir kapılması vardır,hani her olup bitmiş işten sonra bizi saran bir yorgunluk,alıştığımız her hareketin durmasından,devamlı bir titreşimin kesilivermesinden doğan bir ıstırap vardır...
Onun sandığına göre aşk,şimşek parıltıları ve gök gürültüleri ile kendini birdenbire gösterir,göklerden düşüp hayatı altüst eden,iradelerimizi birer yaprak gibi söken,bütün kalbi uçuruma sürükleyen bir kasırgaya benzerdi.Bilmiyordu ki,evlerin taraçalarında oluklar tıkalı ise,hafif yağmurdan da göller hasıl olur...