Filtresiz bir inceleme dahaaa. Bugün size büyük ihtimalle yüzlerce inceleme yazılmış olan Kuyucaklı Yusuf kitabı hakkında içimi dökmeye geldim. Kitabın konusunu vesaire anlatmayacağım, sadece duygularımı yazacağım.
Bu kitabı yirmi gün gibi bir sürede elime almaya almaya okudum, kişisel bir işkenceye dönüştü bir süre sonra. Pek yıldızımız barışmadığı için inceleme yazmaktan da sonuna kadar kaçtım ama kendime bir hedef koyduğum için en azından bir iki satır yazayım dedim (kaç satır olur bilmem de).
Sadece olaylar ve kişiler üzerinde yorum yapacağım.
Öncelikle tek tek karakterleri ele alacak olursak resmen yaşanan tüm olayların sorumlusu olan Şahinde’den başlamak istiyorum. Küçücük, altı yaşında yetim ve öksüz kalmış Yusuf’u evde istemeyecek kadar gaddar, 15 yaşındaki kızı para pul için şereften yoksun insanlara gelin vermeye hazır, sosyal statüsünü beğenmediği, damadı olmak üzere olan genç yaştaki bakkal Ali’nin o şereften yoksunlar (Şakir) tarafından sırf Yusuf’a olan kinleri yüzünden öldürülmesine sevinen bir insan Şahinde. Üstelik Ali’nin tek yaptığı sevmekken. Kocası Salâhattin Bey resmen onun dırdırı yüzünden kalp hastası oluyor (kitapta öyle geçiyordu diye hatırlıyorum) ve Şahinde’de ne bir akıl kırıntısı ne de utanma görüyoruz. Sonra bu işleri abartıp sırf geçim sıkıntısı çekiyorlar diye, 15 yaşında ve evli olan (tamam o zamanlar normaldi de iğrenç) kızını rakıya alıştırdı, başka adamların kucaklarına bıraktı, sürekli tacize uğramasına -üstelik sarhoşken, göz yumdu ve karşılığında evine yeni eşyalar, kızının bileğine bilezikler aldı.
Salâhattin Bey bu hikayenin herhalde en acınacak karakteri, adam dünyaya geldi ve geçti, üzgünce.
Muazzez, Ali’nin ölümünden sonra Yusuf’a olan aşkını açığa vurabileceği için sevinen 15 yaşında, daha hayatın ne olduğunu görmeden