herkesi, her şeyi anlayabildiğini sanıyordu. anlayamazsa ölecekmiş gibi geliyordu hatta. ne tuhaf. oysa anlamaktan da ölebilirdi insan. fazla anlamaktan ölebilirdi.
çalı çırpıyla tutuştur sobayı, çinko çaydanlığı hemen üstüne sür.
dışarıya bir göz at, sisten baska bir sey göreme. güneş yükselene, sis dağılana, bahçenin kuytularına o bildik ışık vurana kadar bakmaya devam et.
koyult küskünlüğünü.
biraz ağla.
elinin kararsız bir hareketiyle kapat sonra pencereyi.
bir koku ne kadar saklanabilir, sık sık düşünüyorum şimdi.