yine aç pencereyi.
sabah yelini önce saçlarında, sonra odada ağırla.
yarım, huzursuz uykuların sersemliğinde bunaldığın, küçücük, nedense senden başka bir şey kokmayan o küçük odada.
yine birlikte düşelim o uçurumlardan. şimdi, düşümde olsa bile.
ilk seferindeki gibi.
tek seferindeki gibi.
sen doğrulduğunda sırtından düşen o bir tutam saçı göğsüme yay.
bir kırlangıç olsun, havalansın bağrımdan.
belinin oyuğundan sırtına doğru kavislenen o çizgini izleyeyim ben.
sonra boynuna doğru.
kokunu içime çeke çeke.
izleyeyim.
çok sevdim ben onu abla. kırılıyordu sanki dünya. ortadan ikiye ayrılıyordu her şey, ben dokundukça. ellerimden yere döküldüğünü görebiliyordum. bazen sokakta oynardı da, gelene kadar nasıl özlerdim. pencere önlerinde gizlenir de beklerdim. köşeden döndüğünde burnunun ucunu görsem, içimde bir yeşillik…