mutfakta ışık yanmıyordu. yakmamla annemi görmem bir oldu; masaya oturmuş, dirseklerini dayamış, başını ellerinin arasına almıştı. mantosu sırtında, çantası yerdeydi.
çıkmak üzereydi ama bir şey -bir olay, bir düşünce- onu durdurmuş, bu çok tanıdık ama ansızın ürkütücü gelen loşluğa çivilenmişti; onda görmeye alışık olmadığım bir pozisyonda, alışık olmadığım bir bakışla.
gül’ün adı’nı almıştım yanıma. yayımlanalı üç yıl olmuştu, herkes okumuştu, herkes sevmişti ve özellikle de bu nedenle, entelektüel, konformizm karşıtı genç kişiliğime saygıdan, kitaptan uzak durmuştum.