bir de ondan kaptığım bazı kelimeler - beklenmedik anlarda ortaya çıkıp kafamın içinde günlerce dönüp duruyorlar. TİHNALIK* en güzellerinden.
“gel buraya,” diye seslenirdi bana “bir süre tihnalık içinde otur.”
tih-na-lık— öyle dingin, öyle sessiz bir kelime ki adeta titreşiyor.
genellikle gün batarken, alacakaranlıkta, sessizlik bile saydamlaştığında ve kuşlar bir an için ötmeyi kestiğinde hissedilir. “gel,” diyor, “bir süre tihnalık içinde otur.”
sanırım buraya, köydeki eve, o hayattayken son kez sadece iki küsür ay önce, ekimde gelmiştim.
ekimin son gülleri o zaman açıyordu. çitin kenarındaki yıldızçiçekleri boy atmıştı, babam da onları gururla işaret ediyordu, iki ay sonra bir kısmı mezarının üzerinde yatacaktı.
şimdi aralık bahçesinde yürüyorum ve ilk terk edilmişlik izlerinin belirmeye başladığını fark ediyorum. çam ağacının iğneleri verandada yuvarlanıyor, köşede birtakım eski yapraklar çürüyor (o buna asla izin vermezdi).
evsiz yaşayamayan sadece insanlar değildir, evler de insanları olmadan yaşayamaz.
sen burada, benim yanımdayken içim daha rahat, demek istiyordum. yatağının yanına, onu rahatsız etmeyecek bir mesafeye bir sandalye koymuştum, okuyormuş gibi yapıp onu izliyordum ve muhtemelen tüm yokluklarımın telafisi olarak onunla öylece duruyordum.
şimdi, kulağa her ne kadar tuhaf gelse de, onun yanında kalırken, özellikle ağrıları biraz hafiflediğinde, birlikte olmanın ne kadar güzel olduğunu düşündüğümü söyleyebilirim. bu durumda bile.