Biz Osmanlı değil miyiz? Osmanlıların şanı, ne zaman olursa olsun vatanın en küçük faydası için ölmektir. Her yerde her zaman bu yolda ölmeye hazırız!
Yaşasın! Yaşasın!
Sayfa 69 - İş Bankası Yayınları,7. Basım, Şubat 2020·Kitabı okudu
Yaseminler Tüter mi? Hâlâ, uzun zamandır okumak istediğim bir kitaptı vee "ben ne okudum böyle" dedirtti bana.Hiç alıntı yapamadım çünkü hikayenin içinde kayboldum, yakın tarihe şahitlik ettim ve çokk üzüldüm.
Alev Alatlı, bu romanıyla beni Kıbrıs’ın sadece coğrafyasına değil, kimliklerin ve inançların birbiri içine geçtiği o sancılı insan ruhuna götürdü. Kitap bana göre, 'ait olamamanın ve arada kalmışlığın' en çarpıcı biyografilerinden biri .
Konusu ve Çatışması
Roman, Kıbrıslı Rum bir ailenin kızı olan Eleni’nin, bir Türk gencine aşık olup "Naciye"ye dönüşme çabasını anlatıyor. Ancak bu dönüşüm sadece isimle sınırlı kalmıyor; Eleni ne Rum kalabiliyor ;ne de tam anlamıyla Türk olarak kabul görülüyor. Kendi ailesi tarafından reddedilen, yeni girdiği toplumda ise hep "yabancı" gözüyle bakılan bir kadının, yoksulluk ve savaşın gölgesindeki var olma savaşını anlatıyor. İnsanın köklerini söküp başka bir toprağa dikmeye çalışmasının imkansızlığını ve ruhsal maliyetini işliyor
Roman, Kıbrıs’ın siyasi olaylarını büyük puntolarla değil, sıradan insanların mutfağındaki ekmek kavgası ve sokağındaki korku üzerinden anlatıyor.
Ve tüm dışlanmışlığa rağmen çocuklarını korumaya çalışan, sevgisiyle hayata tutunan bir kadının sessiz çığlığını yansıtıyor.
Alatlı,kitapta dili o kadar güzel kullanıyor ki Rumca ve Türkçe yerel söyleyişleri metne yedirerek o dönem Kıbrıs’ının kokusunu ve sesini okuruna ulaştırıyor. Roman, bir tarih kitabı değil, bir insanlık dramı resmen.
Sonuç Olarak:Yaseminler Tüter mi, Hâlâ? iki toplumun ve iki dinin arasında sıkışıp kalanların, yani arafta unutulanların hikâyesidir. Kimliklerimizin bizi koruyan bir kalkan mı yoksa hapseden bir zırh mı olduğunu sorgulatan, sarsıcı bir kitap.
Nermin Yıldırım’ın Ev romanı, dış dünyadan kaçıp kendi içine, yani asıl "evine" sığınmaya çalışan bir kadının sarsıcı ve samimi yolculuğunu anlatıyor. Roman, mekan olarak bir evi merkeze alsa da aslında insanın aidiyet, geçmiş, aile ve kendisiyle kurduğu ilişkiyi farklı bir bakışla anlatıyor.
Nermin Yıldırım’ın Ev romanı, okuyanı kendi içsel labirentlerinde derin bir yolculuğa çıkaran, modern Türk edebiyatının en nahif ve vurucu eserlerinden biri olmuş bence.
Kitabın Genel Konusu:
Romanın başkahramanı Seher kırklı yaşlarında, hayatının bir dönemecinde durup geçmişini, çocukluğunu ve bugüne kadar sığındığı "ev"leri sorgulayan bir kadındır. Kitap, Seher'in İspanya’da bir yürüyüş rotasında (Santiago de Compostela) yaptığı fiziksel yürüyüşle, kendi çocukluğuna ve aile sırlarına doğru yaptığı zihinsel yürüyüşü eş zamanlı olarak anlatıyor.
Yazar kitapta, evin sadece dört duvardan ibaret olmadığını; anıların, kokuların, aidiyet hissinin ve hatta bazen bir insanın kendisinin bile bir "ev" olabileceğini vurgulamış
Seher, yürüdükçe geçmişindeki kırgınlıkları, aile içi sessizlikleri ve çocukluk yaralarını heybesinden çıkarıp tek tek yüzleşiyor.
Toplumun kadına biçtiği roller, "yuva kurma" baskısı ve bir kadının kendi ayakları üzerinde dururken yaşadığı evsizlik/aidiyetsizlik hissi çok güzel işlenmiş.
Kitabın bir yolculuk, yürüyüş üzerine kurulmuş olması, anlatıma harika bir dinamizm katıyor; sayfalar su gibi akıp gidiyor.
Roman,okuyucuya "Ev neresidir?" sorusuna cevap aratıyor. Ev; dört duvar mıdır, doğduğumuz yer midir, yoksa insanın kendi ruhu ve bedeni midir? Bu felsefi soruları ajitasyona kaçmadan, çok duru bir şekilde sorup, cevap aramış.
Taşınırken kutulara sığdırdığımız eşyaları değil, ruhumuzda gittiğimiz her yere taşıdığımız o görünmez yükleri anlatan bir