Sonra eklemişti: "Efendi! Sen hiç âşık oldun mu? Bilir misin ne hastalık ve ne şifadır o!.. İşte bak ne diyor şair:
Ref oldu hicâb-ı şâhid-i râz
Aşk oldu melâmet ile demsâz
Yani 'Sır gelininin duvağı açılınca aşk ile kınanmışlık birbiriyle aynı dilden konuştu,' demeye getiriyor.
Üzerinde çivi yazısıyla yazılmış bir tılsım olduğunu sandığım madalyonun arka yüzünde Bağdat ile Musul arasındaki dört bin yıllık Keldanî geleneğinin en ünlü kralı Nabukadnazar'ın resmi ile Siruş'un efsanevî baş figürü yer alıyordu.
Leylâ diye sarıldım ona. Saçları gün ışığı gibiydi; ona bakan "Bu kız başında bir güneş taşıyor!" derdi. Gözleri berrak maviydi; ona bakan "Gökyüzü yere inmiş!" sanırdı. Şark iklimlerine ait bir sabah bahçesinin aydınlığını taşıyan yüzünde eski Anadolu masallarının renkleri okunuyordu. Yürüse ayaklarının altında yeşil çimenler bitecekti neredeyse. Temiz, aydınlık bir yüreği vardı.
Nihayet sekizinci günde Sivrihisar civarında, halktan uzak bir bahçe içine kurulmuş Bektaşî tekkesinde ilk defa sıcak bir çorba içti ve yumuşak döşekte yattı.