Sonra şöyle düşündüm: Ne tuhaf aşk denen șey! Şimdiyi hiç yaşayamıyorum sanki! Bir yandan, bıkıp usanmadan gelecekte ne olacağını düşünüyor, öte yandan da bütün hareketlerini ve sözlerini anlamlandırabilmek için olup bitenleri yeniden defalarca düşünerek geçmişte yaşıyorum. Üstelik bunun, o aşağılık heriflerin aşk diye böbürlendikleri şey olup olmadığını bilmiyorum bile. Ama ne önemi var! Yastığın serin yanını arayarak kızışan yanaklarımı ve düşüncelerimi ferahlatmava çalışacağım o uykusuz geceler bitsin yeter!
"Evet," dedi bu sefer Nilgün kararlı bir sesle. "Evet. Boş yere niye koyvermeli insan kendini?" "Boş yere değil ki," dedim. "Kendimi koyverince mutlu olacağım. Gerçek olacağım o zaman." "Şimdi de gerçeksin," dedi kuşkuyla. "Sahici olacağım. Anlıyor musun? Şimdi sahici değilim! Kendine hakim olan, kendini her an sorguya çeken bir insan Türkiye'de sahici olmaktan çıkar, mutlaka çıldırır. Türkiye'de çıldırmamak için insan koyvermeli kendini."
Sustular: Anlaştıkları şeyin anlaşmazlıkları olduğunu anladıkları için memnunlar sanki. Birlikte karşılıklı iki kişi susarsın da bazan karşılıklı konuşmaktan daha anlamlı olur bu suskunluk.
Birden her şeyi anneme anlatayım dedim: Dünyayı, büyük devletlerin oyuncağı olduğumuzu, komünistleri, materyalistleri, emperyalistleri, ötekileri ve eskiden bizim uşağımız olan milletlere bugün nasıl el açmak zorunda bırakıldığımızı. Ama anlamaz ki: Yalnızca bahtsızlığından yakınır, ama neden öyle olduğunu düşünmez.