Okurken gerçekten çok derinden sarsıldım. Yaşadığı aşk acısı insana ders olur sanırım ama kötü anlamda tabi. Zamanının gençlerini derinden etkilemiş bir başyapıt.
Wells bu işi kesinlikle çok iyi yapıyor.Zaman makinesinden sonra okuduğum ikinci kitabı.Ikisi de birbirinden güzel kıyaslamak iki kitaba da haksızlık olur.Sanırım sırayla bütün kitaplarını okuyacağım.
Herkesin okuması gereken, insana yepyeni bir bakış açısı kazandıran kitap. yaşadıklarımızda ve etrafımızda ki olaylarda kendimizi ordan oraya sürüklenen bir kurban olarak görmemizin ne kadar yalnış olduğunu, en ufak bir durumu bile kendimizin yarattığımızı anlamamızı sağlayan, insana güç veren, daha doğrusu insanın içinde ki gücü anlamasını sağlayan, 'vay anasını ' dedirten kitaplardan.
Normal bir hayatı olan, normal bir hayatı olduğunu düşünen adamdı. Ailesiyle birlikte gidecekleri tatil için çıktığı yol, O’nu hayatının yolculuğuna sürükledi. Kabus ve gerçeğin, gerçek ve pişmanlığın iç içe geçtiği bir yolculuğa….
Geçirdiği trafik kazasının ardından kendini hiç bilmediği bir yerde bulan; adını, mesleğini, ailesini ve en önemlisi kendini bilmeyen bir adamın hikayesi.
Kimsin sen? Kimsin oğlum sen? Lan ben kimim?! Bu ne LAN! KİMSİN SEN?!
İnsan azat edebilir mi kendini kendi azabından? Üstelik her adımda kendini keşfettiği bu yolculuğun sonu kaçmak istediği gerçeklere çıkıyorsa…
67, hakikatin göz ardı edilen kıyılarında, varoluş sancılarının tam ortasında, sahici, sarsıcı ve sürükleyici bir hikaye
“Becerilerini birbirlerinin üzerinde denemek isteyen iki oyuncu değil, birbirlerini yok etmek isteyen iki düşmandılar artık…”
En çok korktuğum insani istektir hırs… Belki de en tehlikelisi. Sonucunun ne olduğu ya da neye mal olduğu asla düşünülmez. Sadece sonuç vardır. O sonuca doğru giderken yapılan her şey mubahtır. Tıpkı savaş gibi. Mutlak bir gerçek vardır o an. Sadece hırsın sağlayabileceği bir delilik. Belki de kazanılmış bir yetenektir kimisi için. Ya da mecbur kalındığı için sahip olunmuştur. Bir odada yıllarca kalındığında, bir beyin ile iki kişi olmak iki kişi gibi düşünmek ve oyunu böyle oynamak gerekiyordur belki…
Yazar Stefan Zweig ile ilgili bir bilgi daha vermeden geçemeyeceğim. Dünya savaşı zamanında Avrupa’nın durumuna duyduğu üzüntü yüzünden 1942’de Rio de Janeiro’da, karısı Lotte ile birlikte intihar etmiştir. Keşke demekten kendimi alıkoyamıyorum. Keşke hiç üzülmeseymiş ve keşke dünyaya daha çok eser kazandırsaymış diyorum. Büyük bir üstadı daha kaybetmişiz.
Satranç, herkes tarafından okunmalı ve olmazsa olmazların arasında yer almalı diye düşünüyorum. Stefan Zweig’in tüm kitaplarını okumama sebep olan bu güzel kitabı herkese tavsiye ederim.