Siz, sevgiyi destanlarda, çoban muaşakası masallarında Romeo ve Juliette'te olduğu gibi anlıyorsunuz. O ise, ingilizlerin flört dedikleri muaşaka tarzından başkasını bilmiyor. Flört muaşeret adabı icabatından bir şeydir, halbuki aşk, sizin ve benim bildiğim aşk öyle mi? Bu bir vahşi kuştur ki, bir salonda, bir eğlence ve bir süs gibi dizden dize, omuzdan omuza dolaşması şöyle dursun, gagasının dokunduğu yerde kanamadık et, parçanmadık kumaş; kanadının havasında devrilmedik eşya, kırılmadık saksı kalmaz. O kadar vahşi, serkeş ve haşindir. Düşününüz. Seniha tarzında, Belkıs tarzında kadınlar için böyle bir kuşu eteklerine bağlayıp dolaşmak ne kadar kaba, ne kadar zarafete aykırı bir şeydir!.. Zira, bu haddizatında salona sığmayan bir mahluktur, yuvası yalçın kayalar üstünde veyahut çöllerin içindedir.
Bir gün de, yolun kenarında, bir eski heybe gibi bırakılmış bir ihtiyar kadın buldum. Kupkuru, kapkara bir kocakarı... Üstü başı o kadar parça parça idi ki, ilk görüşte yere bir tarla korkuluğu yuvarlanmış sandım. Kadın kıvrılıp yatmıştı. Üzerine doğru eğildim:
-Nine, nine hasta mısın?
-Hasta mı? Ne hastası? Bana yiyecek vermediler. Bana içecek vermediler. Beni yedi gün, yedi gece yürüttüler. O kızım olacak karıya,"Beni biraz sırtına al!" dedim. Kabahatim işte o. Beni şuracığa atıp gidiverdiler. "Sen şuracıkta biraz bekle. Biz seni gelir alırız," dediler. Yalan, yalan,yalan... Ben yalan olduğunu bilirdim, emme ne ideceksin, bey!
Sesi o kadar ince, o kadar ince idi ki bir sivrisinek vızıltısını andırıyordu. Ağzının içinde, bir tek dişi yoktu. Onu her açıp kapayışında çenesinin ucu burnuna değiyordu.
-Gel, seni bizim köye götüreyim.
-Olmaz, olmaz. Belki döner gelirler. Kim bilir, belki döner gelirler de, beni bıraktıkları yerde bulamazlar.
Muhayyilemizin derinliklerinden çıkarıp aşkımızın ateşinde kaynata kaynata saf bir cevher haline koyduğumuz ve en mükemmel kadın örneğine göre şekil verdiğimiz putun, kendi istek ve iradesiyle gidip bir gorile teslim oluşu veya çamura batışı, bize iki kat elem verir. Bir yandan, içimizde bir yaratanın, öbür yandan en kıymetli malı elinden alınmış bir insanın yürek acısını duyarız.