Eğer bir gün tuzağımı sürüklemek zorunda kalırsam, bu tuzağın hafif olmasına ve hayati bir yerlerimi bu tuzağa kıstırmamaya dikkat edeceğim. Ama muhtemelen en iyisi böyle bir işe hiç kalkışmamak olacaktır.
Bu nispeten özgür ülkede bile, çoğu insan sırf ihmal veya yanlış anlama sebebiyle hayatın düzmece dertlerine ve eften püften işlerine öyle bir gömülmüşler ki, hayatın olgun meyvelerini toplayamıyorlar. Irgat gibi çalışmaktan nasırlaşmış titrek parmakları bunu beceremiyor. Aslında, çalışan insanın onurlu bir yaşam sürecek vakti günden güne azalıyor, diğer insanlarla doğru düzgün ilişkiler kuramıyor, bu emeğinin değerini düşürüyor. Bir makineden başka bir şey olmaya vakti yok. Bilgisini sıklıkla kullanan biri, gelişmeye muhtaç cehaletini nasıl hatırlayabilir ki? Onu yargılamak yerine ara sıra karşılık beklemeksizin beslemeli ve giydirmeli, dostluk gösterip iyileştirmeliyiz. Yaradılışımızın en güzel özellikleri, tıpkı çiçeğe durmuş tomurcuklar gibi ancak nazikçe ele alınarak korunabilir. Fakat ne kendimize ne de bir başkasına bu kadar hassas davranıyoruz.
Benim ihtiraslarımın gerçekleşmesini vatanıma büyük faydaları dokunacak, bana da yeterlikle yapabileceğim bir görevin canlı iç rahatlığını verecek büyük fikri başarmakta arıyorum. Bütün hayatımın prensibi bu olmuştur. Onu çok genç yaşımda edindim ve son nefesime kadar ona bağlı kalacağım.
Mustafa Kemal büyük işler görmek isteyen insanlar için sabırlı olmak, boşuna olayları zorlamamak, fırsat kollamak gerektiğini bilirdi. Bu gibi insanlar telaş ve acele ile çıkmazlara saplanmamalıdırlar. Askerlikte çok zaman rütbeleri çok üstün ikinci sınıf kimselerin arkasında kalmayı bilerek başarılar kazanmıştı. Kendini ortaya atmış, türlü hırslar arasında bunalıp kalmamayı öğrenmiş ve denemişti. Bir kimse, ölmedikçe daima vakit vardır.