Yine lezzetli, okuması keyifli ama okunanların kabullenilmesi zor olan bir Yaşar Kemal klasiği. Yaşar Kemal'in büyülü, kendine has üslubuna alışınca tüm eserlerini okuma isteği kaçınılmaz. Tamamen kişisel görüş olarak da roman türünde en iyi yazarımız olduğunu düşünüyorum. Adana'ya, Çukurova'ya bir kere bile ayak basmamış insanları bile Anavarza kayalıklarında gezdirip Çukurova'nın sıcağında yakmıştır..
Kitap, konar göçer tarzı yaşayan yörüklerin, yerleşik hayat insanları ile çetin ve acı mücadelesini akabinde de bir kültürün toprak arzusu uğruna yok olduğunu anlatıyor. Yaşar Kemal bunu öyle güçlü gözlemlerle yapıyor ki, toprak kavgaları, zengin ve güçlünün ezme, ezdirme, insanları satın alma hakkı, değiştikçe yozlaşan insanlar hala günümüzde de geçerliliğini koruyor. Okurken, istenilen sadece bir karış toprak bu savaş ne uğruna diye hayret ediyor insan, üstelik savaştıkları da düşman değil.
Roman boyunca Kerem ile Hıdırellez'de şahin istemenin pişmanlığını ve çocuksu saflığını, Ceren'in üzerinde hissettiği baskıyı, Demirci Haydar Usta'nın şehire indiğinde değişen hayat ve değişen insanlar arasında kaldığındaki yaşadığı hayreti, Yörük kültürü ile yerleşik hayat arasındaki oluşan uçurumu, Süleyman Kâhya'nın çaresizliğini, Mustan ve Halil'in sevdasını kısaca kitap boyunca bir kültürün acısını, yasını derinden hissettim.
İlk başta dediğim gibi Yaşar Kemal kalemi sayesinde anlatış biçimi, efsaneleri, gözlemleri ile birlikte akıcı, doğal, coşkulu, okuması çok keyifli ama okunanların hüzünlü olduğu bir kitaptı. Okunma sayısı umarım artar. Bütün düşünceleri yazıya dökme yeteneğim vasat maalesef, o yüzden kendiniz deneyimleyin derim..
Bir koca dünya ölüyor, içinde ben de varım, sen de..