Her ne kadar kızgınlığın kökü kalbden sökülüp atılmazsa da, bir kimseye bazı hâllerde veya hâllerinin çoğunda tevhid galib olur ve gördüğünü Allahü Teâlâ'dan görür. O halde gazab, bu tevhid ile örtülür ve ondan bir eser görünmez.
Nitekim bir kimseye bir taş vursalar, hiç bir şekilde taşa kızmaz. Kalbinde kızgınlığın esası, kendi yerinde ise, de, yani var ise de, bu cinayeti taştan bilmez. Atandan bilir. Sultan bir kimsenin öldürülmesine imza atsa, imzayı yazmıştır diye kaleme kızmaz. Çünkü kalemin bir kimsenin emri altında olduğunu, hareketinin kendinden olmadığını bilir.
Bunun gibi kalbinde tevhidin galib olduğu kimse, zaruri olarak bilir ki, insanlar yaptıklarında serbest değillerdir. Çünkü hareket her ne kadar kudrete [gücü yetmeye] bağlı ise de, kudret de iradeye [dilemeye] bağlıdır. İrade ise insanın ihtiyarında değildir. [Eş ari'de böyledir.] Fakat kedisine bir istek, bir arzu verilmiştir. Onunla ister de, istemez de. İstek ve kudret verildiğinden, iş de elbette meydana gelir. O halde o, o kimseye atılan taş gibidir. Taş canı yakıyor, insana acı veriyor ise de ona kızmaz. Bu kimsenin gıdası koyundan olsa ve koyun ölse, üzülür, fakat kızmaz. Eğer bir kimse o koyunu öldürürse, kendinde tevhid nuru galib ise yine böyle olur. Fakat tevhidin galebesi, bu son hâle kadar her zaman devam etmez. Şimşek gibi parlayıp geçer ve insanın yaratılışı sebeplere bakmak istediğinden sebepler olursa ortaya çıkar. Birçok kimseler bazı hâllerde böyle olmuşlardır. Bu da kızgınlık kökünün sökülüp atılması demek değildir. Fakat bir kimseden görülmeyince, kendisine atılan taşta olduğu gibi, bir kızgınlık hasıl olmaz. Hatta tevhid galip olmasa, kalbi çok muhim bir şey'le meşgul olursa bunun sebebiyle kızgınlığı örtülür ve görünmez.