Samet SARI

Samet SARI
@sametts1
Allah onların kalplerini mühürlenmiştir...
خَتَمَ اللّٰهُ عَلٰى قُلُوبِهِمْ وَعَلٰى سَمْعِهِمْۜ وَعَلٰٓى اَبْصَارِهِمْ غِشَاوَةٌۘ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظ۪يمٌ۟ ﴿٧﴾ Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir, gözlerinin üzerinde de perdeler vardır ve büyük azap onlarındır. Bu, onların Hakk'ı reddetme nedeninin, kendi hataları olmadıgı ve sadece Allah'ın dilemesi ile olduğu anlamına gelmez. Onlar kabul etmezler; çünkü, Allah onların kalplerini mühürlemiştir. Onlar Hakk'ı dinlemezler, çünkü, Allah onların gözlerini perdelemiştir. Fakat onların kalplerinin ve kulaklarının mühürlenmesi, Hakk'ı kabul edememelerinin nedeni değil, bilâkis reddetmekte inat etmelerinin bir sonucudur. Kur'an basit bir tabiat kanunundan söz eder: Eğer bir kimse bir şey hakkında aleyhte önyargı sahibi olur ve sürekli bu önyargısını beslerse, o şeyde ne iyi bir yan görebilir, ne iyi bir şey işitebilir, ne de tarafsızca değerlendirmek için ona kalbini açabilir. Bu bir tabiat kanunu, aynı zamanda Allah'ın kanunu olduğu için kalp leri, kulakları mühürlemek ve gözleri perdelemek özellikleri O'na atfedilmiştir.
Sayfa 51 - Bakara Sûresi 7. Ayet·Kitabı yarım bıraktı
Din
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Hakikat çerçevesinde, bir anda ancak bir şey yapılabilirken, hayal sahasında yüzlerce iş birlikte yapılabilir.
... bu millete verilen 'arab' adı bile: "Açık ve berrak bir şekilde fikrini, merâmini ifade eden kimse" mânasına gelmektedir; keza bu ad, "göçebe" mânasına da gelmekte dir. O'na göre Araptan gayrı bütün milletler 'acem'dir ki bu, "dil'siz", "konuşamayan" anlamına gelir. Bu durum, kendilerinden olmayan milletlere Eski Yunanlıların(Grek'lerin) 'barbar', Brahman Hindu'ların 'mileç' demelerinden hiç şüphesiz çok daha kibar bir adlandırmadır...
TEVHİDİN ÇOKLUĞU GAZABI ÖRTER
Her ne kadar kızgınlığın kökü kalbden sökülüp atılmazsa da, bir kimseye bazı hâllerde veya hâllerinin çoğunda tevhid galib olur ve gördüğünü Allahü Teâlâ'dan görür. O halde gazab, bu tevhid ile örtülür ve ondan bir eser görünmez. Nitekim bir kimseye bir taş vursalar, hiç bir şekilde taşa kızmaz. Kalbinde kızgınlığın esası, kendi yerinde ise, de, yani var ise de, bu cinayeti taştan bilmez. Atandan bilir. Sultan bir kimsenin öldürülmesine imza atsa, imzayı yazmıştır diye kaleme kızmaz. Çünkü kalemin bir kimsenin emri altında olduğunu, hareketinin kendinden olmadığını bilir. Bunun gibi kalbinde tevhidin galib olduğu kimse, zaruri olarak bilir ki, insanlar yaptıklarında serbest değillerdir. Çünkü hareket her ne kadar kudrete [gücü yetmeye] bağlı ise de, kudret de iradeye [dilemeye] bağlıdır. İrade ise insanın ihtiyarında değildir. [Eş ari'de böyledir.] Fakat kedisine bir istek, bir arzu verilmiştir. Onunla ister de, istemez de. İstek ve kudret verildiğinden, iş de elbette meydana gelir. O halde o, o kimseye atılan taş gibidir. Taş canı yakıyor, insana acı veriyor ise de ona kızmaz. Bu kimsenin gıdası koyundan olsa ve koyun ölse, üzülür, fakat kızmaz. Eğer bir kimse o koyunu öldürürse, kendinde tevhid nuru galib ise yine böyle olur. Fakat tevhidin galebesi, bu son hâle kadar her zaman devam etmez. Şimşek gibi parlayıp geçer ve insanın yaratılışı sebeplere bakmak istediğinden sebepler olursa ortaya çıkar. Birçok kimseler bazı hâllerde böyle olmuşlardır. Bu da kızgınlık kökünün sökülüp atılması demek değildir. Fakat bir kimseden görülmeyince, kendisine atılan taşta olduğu gibi, bir kızgınlık hasıl olmaz. Hatta tevhid galip olmasa, kalbi çok muhim bir şey'le meşgul olursa bunun sebebiyle kızgınlığı örtülür ve görünmez.
Sayfa 447·Kitabı okuyor
Din
Hürriyet Dedikleri
Hâlbuki hürriyet ihtiyaçsızlıktır...
Sayfa 446·Kitabı okuyor