Kadın siyasi bir varlık mıdır? kadın insan mıdır? Kadın toplumsal mıdır? Bu ve benzeri sorular
geçmişten günümüze miras kalan sorular ve sorunlardır. Kadını toplumdaki konumuna karar
veren siyasi güç, erkek egemen dünyanın bir ürünüdür. Kadın antikçağ düşünürleri tarafından
nasıl ele alındı ortaçağ düşünürleri tarafından nasıl bir konuma sahip olabildi ve modern çağın
güçlü meta dünyasında kadının yeri neresidir. Bunlara yanıt aramak zorundayız. Çünkü kadının
var olma çabası yüzyıllardır sürmektedir. Kadının rolü nü belirlerken sürekli bir ev kapalı bir
mekân tasavvuru yapılmıştır. Kadına ait olan bir mekan yoktur. Kadın mekâna sıkıştırılmış anne
rolü verilmiş ve kölenin bir üstü olarak görülmüştür. Modern dönem düşünürleri kadının evlilik
anlatması ile var olan akıl yetilerini bile kocasına devrettiğini söyler. Kadın düşünecek kadar
bir akla sahip değildir onlar için. Bu eksende devam eden görüşler kadının doğumdan başka bir
özelliği olmadığını vurgulama çabasındadır. Doğurganlık kadının rolünü ve kimliğini
oluşturmada önemli bir yer tutmaktadır. konumuz
kadının bir “damızlık” olarak görüldüğü distopik bir romandan yola çıkılarak kadının
doğurganlık kimliğine vurgu yapılmaktadır. Biz ise bu romanın siyasi olarak ele alıp hâlen
devam eden kadın doğumu üzerindeki görüşler, kadını sadece bu şekilde bir röle hapsetmek.
Kitap özelinden yola çıkacak olursak, kadınların bir sınıflandırma yapılarak kimlikleri
belirlenmektedir. Damızlık kızlar, komutan eşleri, marthalar, ekonomik kadınlar, teyzeler gibi
roller biçilmiş ve bu şekilde bir yaşam tarzı oluşturulmuş. Bu kimlikler romanın kurgusu olsa
da günümüz dünyasında da bu şekilde kimlik çatışması yaşanmaktadır. Kadının kimlik sorunu
bitmedi. Kadınlar birey olarak var olamıyor sadece verilen kimliklerle ve rollerle