Puan vermedi
Sanat Tolstoy’a göre "İnsanın bir zamanlar yaşamış olduğu duyguyu, kendinde canlandırdıktan sonra, aynı duyguyu başkalarının da hissedebilmesi için hareket, ses, çizgi, renk veya kelimelerle belirlenen biçimlerle ifade etme ihtiyacından sanat ortaya çıkmıştı"2 der. Gerçektende insan, yaşadığı bir duyguyu ya da o an hissettiği bir duyguyu kendi becerilerine göre ortaya koyar. İnsanın yaşadığı bu özgün duyguyu(taklit etmeden), belirli bir estetik ölçülerine göre, sanat eserini oluşturması, onun sanatçı dediğimiz karaktere bürünmesini sağlar. Çünkü; milyarlarca insanın yaşamış veya yaşadığı dünyamızda, her birey kendi duygularını bir şekilde ortaya döker. Fakat biz bu ortaya koyulmuş şeylerin çoğundan haberimiz dahi olmaz. Belki de o insanların yazmış olduğu bir şiir ya da bir hikaye ya da bir resim; o öldükten sonra hiçbir işe yaramayıp ya bir çöpe bırakır kendini ya da yanan bir ateşin içine. Çünkü sanat eserinin belirli bir ölçüde saygınlık kazanması için belli bir estetik değerine sahip olması gerekir. Sanat eserlerinin -büyük bir çoğunluğunun- insanlar üzerinde birçok etkide bulunabilir. Kişi mesela bir sanat eserinin içinde gezerken-tarihi bir cami gibi- o an onun o muhteşem güzelliği karşısında etkilenip, kendini çok mutlu hissedebilir. Bu tarz olumlu veya olumsuz örnekleri çoğaltabiliriz. Şu bir gerçektir ki sanat eserleri insanı anlık ta olsa birtakım duygusal etkilere maruz bırakabilir. Yukarıda bahsettiğimiz gibi bu da sanatın insan üzerinde birtakım etkiler içine aldığını gösterir.
Sanat Nedir?Lev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20191,595 okunma
8/10
·277 syf.··
Beğendi
·
2026 74. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 07:59
Joseph Campbell'ın Kahramanın Sonsuz Yolculuğu kitabından esinlenerek yazılan eserlerden biri olan Sanatçının Yolu, Julia Cameron tarafından 12 haftalık uygulamalı bir sanat ve sanatçıyı yeniden yapılandırma programı olarak kurgulanmıştır. Kitap; kişisel yaratıcılığı ortaya çıkarmak, ertelenmiş ya da görmezden gelinmiş sanatsal yönleri keşfetmek ve bunları hayata geçirmek konusunda oldukça yerinde tespitler içermektedir. Ancak bana göre öncelikle asıl kaynak olan Kahramanın Sonsuz Yolculuğu kitabını okumak daha doğru olacaktır. Çünkü burada anlatılan birçok aşama ve gelişim süreci, temelde o eserde ortaya konulan yolculuğun farklı bir yansıması niteliğindedir. Eğer kitabı okumaya vakit bulamıyorsanız, dinlemek için hazırladığım üç bölümlük "Kahramanın Binbir Yüzü" serisine göz atabilirsiniz. Bölümyoutu.be/HxsfDNMZoy0 Bölümyoutu.be/GV6dNr6mYx8 Bölümyoutu.be/_PBnlvYP3w4
Sanatçının YoluJulia Cameron · Butik Yayınevi · 2023833 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
10/10
·200 syf.··
2026 18. kitabı
Bazı kitaplar bilgi verir, bazı kitaplar düşündürür, bazı kitaplar ise insanın uzun süredir sorgulamadan kabul ettiği gerçeklikleri sessizce yerinden oynatır. Erich Fromm’un Sevme Sanatı kitabı tam olarak bu üçüncü kategoriye ait bir eser. İlk bakışta sevgi üzerine yazılmış bir kitap gibi görünse de Fromm, daha ilk sayfalardan itibaren okuru alışılmış düşünme biçiminden uzaklaştırır. Çünkü kitabın merkezinde romantik ilişkilerden çok daha büyük bir soru vardır: İnsan gerçekten sevmeyi biliyor mu? Modern dünyada sevgi çoğu zaman başımıza gelen bir duygu gibi düşünülür. Aşık olmak, doğru kişiyi bulmak, ilişki kurmak, duygusal yakınlık hissetmek… Çoğu insan sevgiyi bu deneyimlerin toplamı olarak görür. Fromm ise tam burada radikal bir itiraz geliştirir. Ona göre insanların temel problemi sevmek değil, sevmenin öğrenilmesi gereken bir sanat olduğunu fark etmemeleridir. Kitabın en güçlü taraflarından biri sevgiyi pasif bir duygu olmaktan çıkarıp aktif bir beceri olarak ele almasıdır. Fromm, tıpkı bir sanatçının yıllarca çalışarak ustalaşması gibi sevginin de disiplin, emek, sabır ve farkındalık gerektirdiğini savunur. Sevgi, kendiliğinden gerçekleşen romantik bir olay değil; insanın geliştirmesi gereken bir kapasitedir. Kitapta dikkat çeken önemli ayrımlardan biri, insanların çoğu zaman sevmeyi değil sevilmeyi önemsemesidir. İnsanlar “Nasıl severim?” sorusundan çok “Nasıl sevilecek biri olurum?” sorusuna yatırım yapmaktadır. Fiziksel görünüm, statü, başarı, toplumsal kabul ya da çekicilik gibi unsurlar, sevginin kendisinin önüne geçmektedir. Fromm burada modern insanın ilişkiler kurarken dahi bir tür görünmez pazarda hareket ettiğini öne sürer. Kitabın belki de en derin bölümü, insanın varoluşsal yalnızlığı üzerine yaptığı analizdir. Fromm’a göre insan kendisinin
Sevme SanatıErich Fromm · Say Yayınları · 20207,8bin okunma
Ali Şeriati - Sanatı
Puan vermedi·256 syf.··
2026 277. kitabı
Ali Şeriati sanatı şöyle açıklamaktadır: “Sanat var olandan kaçıştır…Bizi sanat yapmaya zorlayan şey, var olandan kaçış duygusudur…Var olandan kaçış,var olandan nefret ,sanatı meydana getirir.Sanatın insan için büyük anlamlar ifade ettiğini,toplumun can damarlarından birini oluşturduğunu söylemeye bile gerek yoktur.İnsan sanatsız yapamaz bu dünyada .Sanatsız bir toplum ,sanatsız bir medeniyet düşünülemez yeryüzünde!..” 5 Sanat var olandan kaçıştır. Ali Şeriati burada, insanların hayatta bir takım şeylerde eksik ve karanlık bir yönü olduğunu söyleyerek, insanların bu varolan şeylerin eksik ve karanlığından kurtarmak için bir takım faaliyetlere yöneldiğini söyler. İnsan bu karanlık ve eksikliklerden kendini kurtarmaya çalıştığı şey sanattır. Kendisinin dediği gibi “bizi sanat yapmaya zorlayan şey varolandan kaçıştır.” Bizler bu dünyadaki karanlık zindandan, birtakım eksikliklerden ve kötü şeylerden, kendimizi kurtarmaya çalışırız. İnsanı bu noktada sanat yapmaya zorlayan şey ise bu eksilikleri varolmayanları giderme arzusudur. Özellikle Ali Şeriati’nin bu vurgusu yaşadığımız bu çağda daha bir geçerlidir. Çünkü bu çağın getirmiş olduğu, özellikle de gençlik üzerinde oldukça etkili olan, teknolojiyle beraber ortaya çıktığı yanlızlık duygusu, nefret, antisosyal duygularda popüler olan sanat eserleri genellikle karamsar ve ruhun ıstaraplardan kaynaklanan yapıtlardır. Tabi ki sadece bu çağ için değil. Genellikle sanat eserlerinde; en çok acıyı, ıstırabı ve serzenişi konu olan yapıtlar daha bir el üstünde tutulur boyuttadır. Özelliklede birçok edebi eserlerde bunu görebiliriz. Fuzuli’nin Leyla ile Mecnun’u olsun, Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sı olsun bu tür sanat eserlerinde hep bir acı, ıstırap vardır. Mesela Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sındaki baş kahramanı Rasnalnikov’un
1000Kitap
SanatAli Şeriati · Fecr Yayınevi · 2008240 okunma
9/10
·288 syf.··
2026 16. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 21:40
Bitmek bilmeyen uzun cümlelere sahip bir kitap ama edebi yönden de bir o kadar okuması zevkli. Austerlitz kendini, geçmişini arayan birisi; içinde yaşadığı ve anlamlandıramadığı boşluk hissini, çocukluğunu geçirdiği ve kendisine bakıcılık yapan kişilerin yanından ayrıldıktan sonra anlamaya başlıyor. Geçmişinin izlerini Avrupa'nın birçok kentini gezerek mimarisini (kendisi sanat tarihi ve mimarisi üzerine eğitim alıyor) inceleyerek bulmaya çalışıyor ve bu sırada gördüklerini kitabın isimsiz anlatıcısına aktarıyor. Zaten ikisinin tanışması da yine böyle bir mimari inceleme sırasında oluyor. Farklı zamanlarda buluşup gördüklerimi anlatıyor Austerlitz, anne babasının akıbetini, adının nerden geldiğini, nasıl bakıcı aileye geldiğinin izlerini sürüyor.Zamanda ileri geri giderek anlatılanlardan birçok olay birbirine bağlanıyor. Beni en çok etkileyen uzun ama çok güzel yazılmış cümlelerdi.Çevirisinin zorluğunu düşündüm ve çok beğendim.
AusterlitzW. G. Sebald · Can Yayınları · 2024145 okunma
7/10
·520 syf.··
2026 12. kitabı
Japonya'da düzenlenen prestijli bir uluslararası piyano yarışması var. Dünyanın dört bir yanından gelen genç yetenekler üç hafta boyunca elene elene finale kalmaya çalışıyor. Ama Riku Onda bu yarışmayı bir "hırs ve entrika" savaşı olarak değil, müziğin insan ruhunu nasıl dönüştürdüğü üzerinden anlatıyor. Kitap dört temel karakterin etrafında dönüyor. Annesinin ölümünün ardından sahneyi terk eden dahi Aya, yarışmanın yaş sınırına dayanmış, çocuklu sıradan e adam olan Akashi, Juliard'da okuyan yakışıklı Masarı ve kitabın büyük gizemi Jin. Yarışmaya efsanevi bir piyanistin referans mektubuyla katılıyor ve tüm kuralları altüst ediyor. Klasik yarışma hikayelerinde karakterler birbirinin kuyusunu kazar, arkadan iş çevirir. Ama burada tam tersi bir durum var. Bu dört kişi birbirini kıskanmak yerine, birbirlerinin performanslarından ilham alıyorlar. Jin’in doğallığı Aya’yı özgürleştiriyor; Masaru’nun kusursuzluğu Akashi’yi sınırlarını zorlamaya itiyor. Kitap aslında bize şunu fısıldıyor: Gerçek sanat, başkalarını yenmek için değil, kendi içindeki en iyiye ulaşmak için yapılır. Kitabı bitirdiğinde insan evdeki piyanonun başına geçmek ya da hemen bir klasik müzik çalma listesi açmak istiyor. Karakterlr piyano çalarken sayfaları değil, notaları okuyorsun sanki. Debussy, Rachmaninoff veya Bartók çalınırken, müziğin yarattığı o gerilimi, coşkuyu, karakterlerin parmaklarındaki teri ve kalplerindeki ritmi resmen hissediyorsun. Ruhunu dinlendirmek, rekabetin bile ne kadar zarif olabileceğini görmek ve kelimelerin nasıl müziğe dönüştüğüne şahit olmak istiyorsanız, bu kitaba kesinlikle şans vermelisin.
Balarıları ve Uzaktaki Gök GürültüsüRiku Onda · Beyaz Baykuş Yayınları · 202441 okunma