"min hest pê kir ku trên dê her tim wek alaveke biyanî û bidestneketî bo me bimîne" (170).
Weşanxaneya ciwan Pall Weşan, ji roja ewil ta îro karekî pak û paqij kiriye, gelek berhemên bi qîmet çap kiriye. Li gel çîrok, roman, helbest, rojnivîsk û teoriyê îcar dest bi çapkirina xebatên kolektîf kiriye, di bin navê "Hûrgilî"yê da. Heta niha bi vî awayî du heb berhem çap kirine, edîtorê weşanxaneyê wer tîne ziman ku ew dixwazin ji pirtûkên bi vî rengî koleksîyonekî çêbikin, Trêna li Stasyona Xwe Digere berhema ewil a vê koleksîyonê ye.
Ji navê xwe jî diyar e, mijara pirtûkê "trên" e. Ji bo vê xebatê 17 nivîskaran zendên xwe badane, her yekî li ser "trên"ê metneke serkeftî amade kiriye. Nivîs giş ne yek cure ne, teorî heye, bîranîn heye, çîrokên hûnandî hene.. û li gel zaravayê kurmancî, bi zaravayê soranî û zazakî jî du metnan di berhemê da cihê xwe girtine. Bi vî awayî hem ji aliyê naverokê ve hem jî ji aliyê teşeyê ve xebateke têr û tije derketiye holê.
Heta çûyîna zanîngehê jî min qet ne trên ne jî rêya hesinî dîtibû. Behsa trênê her tim du tişt dianî bîra min: fîlmên Yilmaz Guney û pirtûka Antranik Dzarugyan. Wekî din wateyeke wê tune bû bo min. Lêbelê vê berhemê wisa kir ku ez bi çavekî din li trênê binêrim, bi awayekî cidî li ser vê alava hesinî û li ser hebûna wê ya li welatê xwe bifikirim.
Di destpêka berhemê da em bîranîneke Nûredîn Zaza dixwînin ku ew çawa ji trênê reviyaye. Piştre Rohat Alakom ji me ra behsa xeta trênê ya li Kurdistanê dike ku ji aliyê Skandînaviyan ve hatiye çêkirin. Ev nivîs agahiyên balkêş dide mirov, ji bo min metneke sûdwer bû ya rastî. Nivîsa sêyem jî ya mamoste Serdar Şengul e. Ji ber ku ez mamoste nas dikim û xebatên wî ji nêz ve dişopînim, min bi meraq dest pê kir û bi kêfxweşî qedand metna wî û gelekî jê hez kir. Mamoste Serdar behsa
YERYÜZÜ ŞAHİTLERİ~ AHİ ARATOĞLU
İçerik;
Deneme
İnsan olabilmek
Ayet ve hadislerle örnekler
Tasavvuf, öğüt
116 sayfa
Hayırlı Cumalar dostlar… Bugüne yakışır bir kitapla geldim. Yazarın beş kitabından biri olan #yeryüzüşahitleri nın merkezinde “insan” var. Zaten kapağında da Arapça harflerle “إنسان” yani “insan” kelimesi işlenmiş.
Kitabın içeriğini çok iyi buldum. Çiçek çizimleriyle bölüm başları ve sayfa araları resmedilmiş. Ayrıca ayetler ve hadislerle konular desteklenmiş. Bazı önemli satırlar çerçeve içine alınmış. Ayrıca sohbet eder gibi, insan ve insan olabilmenin, insan kalabilmenin ufak ama önemli yapı taşlarını akıcı bir dille satırlara nakşetmiş yazarımız.
Yazar “İnsan olmanın erdemli vasıfları” adı altında kitabı bölümlere ayırmış. Bunlar sırasıyla; merhamet ehli, dürüst birey, sabırlı birey, yardımsever birey, iyi birey, ahlaklı birey, seven birey, tutarlı birey, emin birey, ölçülü birey, cömert birey, mütevazi birey, sağduyulu birey ve ümit eden birey. Aslında bunların hepsi ahlâklı bir insanda olması gereken nitelikler. Bu nitelikleri özünde barındıran insandan kimseye zarar gelmez.
Ben okudukça pek çok yerin altını çizdim, alıntılar paylaştım. Siz de böyle bir başucu kitabı arıyorsanız bu kitabı okuyabilirsiniz. Gönülden tavsiyemdir.
Okuma listemin 1679.kitabı…
”Savaşmalısın kendi nefsinle... Ve kendini kazanmak için de bu mücadeleyi kazanman gerekir. Şayet insan var olmak için kendi ile girdiği savaşı kaybederse; ya yeryüzünde yaşayan hayvanlardan bir arı ya da o arının konduğu yeryüzündeki herhangi bir gül olur.”
”Öyle kolay mı sandın dünya pazarını, gelip görüp gitmek...
Mutlaka bir bedeli olmalı bu gelmenin ve gitmenin. Bir bedeli olmalı her gittiği yeri görenin.”
”Kolay olanı seçmek aciz insanların işidir ve kötülük kolay elde edilen bir
İncecik ve dili hiç ağır değil,çok akıcı bi kitap. Öncelikle savaş fobisi olan biri olarak savaşın ağırlığını ve ödettiği bedelleri bi daha gördük kitapta,kadınlar, ihtiyarlar ve hatta çocuklar buğday taşırken çektikleri sıkıntıların anlatıldığı satırlar beni çok etkiledi eğer savaş olmasaydı, bunlara böyle ağır yükleri taşıtırlar mıydı?"
Ve tabiki danyar'ın sakat ayağıyla o koca çuvalı taşıdığı sahne. sanki filmini izlemişim gibi gözlerimin önünde canlandı ve içim sızlayarak okudum o satırları. Bi erkek olmanın gururu sevdiği kadının önünde küçük düşmeme çabası üstelik eksik hissetmesin yüküydü danyar'ın taşıdığı yük. Savaşta sakat bir erkek olmanın, kocası cephede olan güzel bi kadına aşık olmanın, daha çocukken yalnız bırakılmış, sevgi ve ilgiden mahrum büyümüş olmanın ve koca dünyada yapayalnız olmanın da yüküydü. Bu kadar ağır bi yükü yine de gık demeden taşıdı danyar. işin ahlaki boyutuna girmeden danyar ile cemile arasındaki aşkın sahiciliğine odaklanmak istiyorum. danyar'ı en başta herkes gibi cemile de ciddiye almadı, hatta yer yer alay etti onunla. ne zaman ki danyar, tüm kalbi, ruhu, benliği ve zerreleriyle hissederek türküler söyledi, o zaman aşık oldu cemile ona. danyar ise en ta en baştan aşıktı cemile'ye ama hiçbir şey yapmıyordu aşkı için. ne zaman ki o türküleri söyledi o zaman aşkları başladı. Saf sahici bir aşk. Fiziksel güdülerden arınmış. Cemile’nin etrafındaki erkeklerin ona sunduğu ilgiden çok farklı bir boyutta. O yüzden peşinden gitmeye karar verdi çünkü böylesi insanın başına bir defa ya gelir, ya da gelmez. Yine de işin ahlaki boyutunu sorgulamak isteyen ahlak bekçisi okurlar için kitabın sonunda sadık 'ın ağzından duyarız cemile'ye verdiği kıymeti: "altın saçlı kadın bile en aşağı bir erkekten daha aşağıdır."
Ayrıca sevgisiz kalmış bir
"Sen yârini bihaber mi sandın,
Yoksa seni terk eder mi sandın?"
Kitap; kıymetli Sadettin Ökten, Kemal Sayar ve Mehmet Dinç’in Gönül Sedası programındaki eşsiz sohbetlerinin 12 başlık altında derlenlenmesinden oluşuyor.
Sohbetlerini dinlemişseniz kitabı okurken adeta kişilerin sesleriyle okuyorsunuz. Kendi alanlarında duayen diyebileceğimiz bu kıymetli isimler yaşama, insana, doğaya ve canlılara dair eşsiz anektodlar sunuyorlar okura… Hemdert, hemderman, hemdost oluyorlar gönüllere.. Onların örnek aldığı büyükler, değindikleri güzel kitaplar, filmler ve yerler var. Bizlerin büyükleri de onlar.. Onları okumak güzellikler arasında bir hakikat köprüsü kurmak gibi. Hayata bakışları ve gösterdikleri yollar itibariyle hakikat meşalecileri durumundalar.. Yaklaşanı aydınlatan, yolunu açan…
Bunlardan sebep okumak, dinlemek ve hayata geçirmek nasip olsun. Ömürleri uzun olsun. Kitap ve sevgiyle..
Katai Tayama
BERBATTI
0/10
KATAİ TAMAYA - DÖŞEK (FUTON)
Bir kitabı bu kadar iğrenç, berbat ve mide bulandırıcı yazmak da bir başarıdır, tebrik ediyorum. Rezil bir kitap hangi aklı başında olan kadın bu kitabı ciddiyetle okuyup bu gereksiz adamın gereksiz düşüncelerine hak verebilir ki? Bu kitabı alıp okuma nedenim Katai Tayama hakkında çok övgü almamdı ancak bu rahatsız fosil herifin hiçbir kitabını daha fazla görmek istemiyorum, en kısa sürede bu kitabı satacağım ya da yakıp çöpe atacağım, zaten bunu yayımlayan kitap evinin harcadığı paraya/kağıt için kestiği ağaçlara yazık, o ağaçların hakkı da haram olsun! Seni ciddiye alıp okuyan bana da yazıklar olsun! Sen ne anlattığını nasıl bir 'başarı' kazandığını sandın bu kitapla Allah aşkına? Bir de bu kitap 'gerçek hayattan' alıntıymış, vallaha insanlıktan utanmak için yeni bir neden. Okumayın, almayın, bakmayın, mümkünse adını bile anmayın, unutulup gitsin.
YER YÜZÜ ŞAHİTLERİ / Ahi Aratoğlu
@ahi.aratoglu
@nihllck.kitap
@amoreyayingrubu
“Öyle kolay mı sandın dünya pazarını, gelip görüp gitmek.
Mutlaka bir bedeli olmalı bu gelmenin ve gitmenin…”
Öncelikle şunu belirtmek isterim. Yazarın kalemi anlatımı aşırı etkileyici ve düşündürüp sorgulatıcı bir yanı var. Kitabı okuduktan sonra günlerce düşüneceğim soruların etkisi altında kalıp cevap aramaya başladım. Yaşadığımız her an, bir daha karşımıza çıkmayacakmış gibi yaşadığımızı bize hatırlatıyor. Biz insanoğlunun attığı her adımın yer yüzüne kaydedildiğini, biz öldüğümüzde bile hiç birşeyin yaşanmamış sayılmayacağını ve üstünün örtülmeyeceğini ayetlerle vurgulamış yazarımız.
Hakikat asla kaybolmaz, her bir insanın dünyadan geçip gittiğinde ki izi silinmez algısını yansıtıyor ve gerçeklerle yüzleşmemizi sağlıyor kitabımız.
Bu dünya gelip geçici diyip bir çok davranıştan kendimizi asla alıkoymuyoruz ya, işte bizim en büyük günahımız budur. Kendi davranışlarımıza kendimiz şahit olarak en büyük kanıtı oluşturuyoruz aslında, Rabbim görmedi veyahut kuluna acıdı görmezden geldi peki ya biz kendi hatamızı nasıl görmezden geleceğiz şahitlik ehline geçtiğimizde?
Hem feyz alıp hemde binlerce düşünceyle sarsılabileceğimiz ve bizlere ışık olabilen bir kitaptı, ben çok şey fark ettim en çokta hakikati, sizlere şiddetle tavsiye ediyorum kendi benliğinizle yüzleşme vakti gelmedi mi sizce?