Siyasi merkezin din politikaları ve ona uyum gösteren yahut muhalefet eden Müslüman çevreler için en azından üç farklı dönemden bahsetmek doğru olur.
İlk dönem, din politikaları açısından da aynı zamanda Osmanlı modernleşmesinin bir devamı olarak görülebilecek 1919-3 Mart 1924 tarihleri arasındaki kesittir. Milli Mücadele'nin panislamist ve hilafetçi bir ruha ve söyleme sahip olması dinî hissiyatı canlandırmış, dinî muhtevalı yayınların kalitesi artmış, medreseler toparlanmış, Meclis başta olmak üzere maarifte, adliyede ve vakıflarda müderris ve tarikat mensuplarının sayısı ve itibarı yükselmiştir.
İkinci dönem 1944'e hatta 1950 seçimlerine kadar uzatılabilecek tekpartili yıllardır. Bu dönemin savaşın bittiği yıllara kadar olan kısmı din merkezli kısıtlamalar, baskılar, biçimsizleştirmeler, mahkemeler, göz hapisleri ve idamlarla dolu olan sıkıntılı ve zor bir dönemdir. Hilafetin ilgası, Medrese ve tekkelerin kapatılması, dinî-hayri vakıfların kendi mantığının ve işleyişinin dışına çıkarılması, din hizmetlerinin ve camilerin ciddi bir ihmale uğraması, din eğitiminin en alt seviyelere indirilmesi, Ezanın Türkçe okunması, Ayasofya'nın müze haline getirilmesi, Türkçe ibadet, Türkçe Kur'an, Türk dini/Türk Müslümanlığı projeleri... hep bu zor yılların içinde olup bitmiştir.
Üçüncü dönem savaş sonrası şartların ve konjonktürün de zorladığı kısmen ve şeklen çokpartili hayata geçişle başlatılabilir. Katı laiklik anlayışının ve uygulamasının da tadil ve tashihe tabi tutulacağı bu süreç aslında Türkiye'nin -birçok alanda olduğu gibi dinle alakalı konularda da normalleşmeye dönüşü olarak değerlendirilebilir". Fakat 27 Mayıs 1960 darbesi ve daha sonra gelen müdahaleler, siyaset adamlarının ve aydınların vasıfsızlığı bu normalleşme sürecini büyük ölçüde işlemez ve Türkiye'yi