Bir yudum gökyüzü kaplar düşlerimi.. Biraz mavilik, Biraz günışığı karanlık odamda.. Daralır yüreğim, Sıkışır durur soluğum.. Biraz sıcaklık isterim, sarı pembe.. Biraz mutluluk, Biraz sevgi karanlık odamda.. Ama, Kapıyı açmaya cesaret edemem..!
Babamla oturmuş sarı site gezintisi yapıyoruz , arabaların içinden geçtik. Az daha bakarsak kendimiz yeni bir araba tasarlayıp üreticez çünkü ikimizin isteklerini aynı anda karşılayan bir arabaya henüz denk gelmedik.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
“Gülleri sarı severim; toprağı ıslak, Türküleri yanık, şiirleri hoyrat, Havayı nemsiz, çayı demsiz. Bir seni olduğun gibi, Bir seni her şeye rağmen, Bir seni, halâ…” Ümit Yaşar Oğuzcan
bir çiçek açtığında bir eski avluda diyor ki; çalıda sarı bir çiğdemim ben ve senin çok eski bir cümlen. sen otursan, gitmemiş ki! olsan ben sana bir eski endülüs avlusu... Birhan Keskin
Gülleri sarı severim, toprağı ıslak. Türküleri yanık, şiirleri hoyrat! Havayı nemsiz, çayı demsiz .. Bir seni olduğun gibi, bir seni herşeye rağmen. Bir seni, hala...
K.K.K
Şehrin en sessiz sokağında, tabelası biraz eğri, camları buharla yarı örtülü bir kahvehane vardır: Kırık Kalpler Kahvehanesi. Buraya giren herkesin cebinde bir hikâye, bakışlarında yarım kalmış bir cümle taşır. Kapı her açıldığında içeriye sadece soğuk hava değil, insanların içinden dökülen suskunluk da girer. Burada çaylar biraz fazla demlenir, kahveler biraz fazla bekler; sanki zaman bile burada kimseyi aceleye getirmek istemez. Duvarlarda eski saatler asılıdır ama hiçbiri doğru zamanı göstermez. Çünkü burada zaman, kalbin kırıldığı yerde durur. Kahvehanenin en köşesinde her zaman aynı masa boş kalır. Kimse oraya oturmaz, sanki görünmeyen biri hep oradaymış gibi. Garsonlar o masaya çay bırakmaz ama yine de her seferinde bir bardak fazla koyarlar tezgâhın üstüne. Gelenlerin çoğu o masaya bakar ama gözlerini hemen kaçırır. Çünkü herkes bilir; bazı yokluklar, varlıktan daha ağırdır. İçeri giren herkes kendi kırığını fark eder burada. Kimisi bir mesajın yarım kalışını, kimisi bir vedanın ertelenmiş tonunu, kimisi de hiç söylenmemiş bir “kal” kelimesini cebinde taşır. Bu kahvehanede insanlar çok konuşmaz aslında. Konuşulan şeyler hep yarım kalır. Bir cümle başlar, sonra bir sigara dumanında kaybolur gider. Bir kahkaha atılır ama hemen ardından bir iç çekiş onu yakalar. Burada herkes birbirinin acısını tanır ama kimse sormaz. Çünkü soru sormak, yarayı açmak demektir. O yüzden burada en çok yapılan şey susmaktır. Susmak bile burada bir tür anlaşmadır; “Ben de kırıldım ama anlatmayacağım” anlaşması. Dışarıda dünya hızlı akar; insanlar yetişir, geç kalır, koşar, kaybeder. Ama Kırık Kalpler Kahvehanesi’nde her şey yavaşlar. Bir bardak çayın soğuması bile bir hikâyeye dönüşür. Buraya gelenler, bazen sadece bir nefes almak için gelir. Bazen de birini unutmaya çalışırken