Karıştı toprağa o narin çiçek,
Dünyaya güvenmek beyhude emek...
Ölüm, öyle bir değirmen ki, nice başları öğütüp un etti.
Gaye, ölüm geçidinde ölümsüzlüğe ermek...
Ömür ırmaklarını kevserleştirip cennet gölüne akıtabilenlere ne mutlu...
“Dost, öyle bir dosttur ki, ona başka bir denk ve kalbimizden başkası için zevk ve nasib yoktur. Gerçi kendisi şahsımdan ve gözümden kayıptır ama, içimden ve gönlümden asla ayrılmamıştır!..”
“Bir gün Allah Resûlü’nün huzurlarında idim. Âlemin Fahr-i Kâinatın Efendisi onu işaret ederek dediler ki: Bu kişi ve onun Ehl-i Beyt’i cennetin direğidir!..”
“Hayır görmüşündür inşaallah!.. Fâtıma, bir oğlan doğuracak, sen de ona oğlun Kusem’in sütünü emzireceksin...”
“Bir gün Hüseyin’i alıp Allah Resûlü’ne götürmüştüm. Allah’ın Resûlü’nü görünce üzerine atıldı. O da onu öptü, saçlarını tel tel okşadı, tatlı tatlı sevdi. Sonra eteğine oturttu. Oturunca, Âlemin Fahrinin kucağına akıttı.
– Ey Ümmü Fadl, dedi; al tut oğlumu, üzerime akıttı. Mini mini Hüseyin’i hemen aldım ve çıkıştım:
– Resûlullah’ın üzerine akıttın da üzdün onu...
Çocuk ağlamaya başladı...
– Ey Ümmü Fadl! Allah iyiliğini versin, Allah seni esirgesin. Sen oğlumun canını acıtıp ağlatmakla beni üzdün, dedi.
– İhramını çıkar, başka bir elbise giy de yıkayayım.
– Oğlan çocuğunun sidiği bulaşan yere su saçılır, akıtılır. Kız çocuğunun sidiği bulaşan yer de yıkanır...”
Gaye insan ve Ufuk Peygamber bir gün mini mini Hüseyin’in ağladığını duydu. Muhterem kızı Hazret-i Fâtıma’yı ihtar etti:
“(Yâ Fâtıma!) Onun ağlamasına üzüldüğümü bilmiyor musun?”
“Allahım! Ben onu seviyorum. Sen de sev! Onu seveni de sev!” diye dua ederdi.
“Hasan ve Hüseyin’i seven, beni sevmiş, beni seven de Allah’ı sevmiş olur.”
“Onlar, benim dünyada öpüp kokladığım iki reyhanımdır.”
“Hasan ve