Bir şiir ve bestesi: Akıl pazarında ahmaklığı seçer...
Öylesine bir hayatta Yaşar durur şans eseri Gezer durur orda şurda Söyleyecek sözü yoktur Oku dersin harf tanımaz Yaz dersin kalemi tutmaz Bir'i iki görür şaşkın İzanı idraki yoktur Günü gün eder beyhude Zaman akar o bihaber Yarına bir iz bırakmaz Geleceğe harcı yoktur Yürür amma hedef bilmez Ağlar amma yaşın silmez Kendi gölgesinden korkar Yüreğinde harı yoktur Ne bir dertle dertlenmiştir Ne bir fikir yüklenmiştir Boş kovan gibi ses verir Özünde bir cevher yoktur Akıl pazarında gezer Ahmaklığı alır geçer Kendini derya sayar da Damladan haberi yoktur
Şaşkın güvercin, yitirdiği yuvayı aramakta; Karıncaların rotası karmaşa, yollar şaşkın. Çiçekler göğe değil, güneşe bakan bir çift göz; Kaktüs kararlı: açmayacak bu bahar, Ve küskün kuş, bir daha uğramadı... 20/6/2026 Pınar PEKĞÖZ
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Kendin mi senin, yoksa ümîdin mi yüreksiz? Âtiyi karanlık görüvermekle apıştın? Esbâbı elinden atarak ye'se yapıştın! Karşında ziyâ yoksa, sağından, ya solundan Tek bir ışık olsun buluver... Kalma yolundan. Âlemde ziyâ kalmasa, halk etmelisin, halk! Ey elleri böğründe yatan, şaşkın adam, kalk! Herkes gibi dünyâda henüz hakk-i hayâtın Varken, hani herkes gibi azminde sebâtın? Ye's öyle bataktır ki; düşersen boğulursun. Ümîde sarıl sımsıkı, seyret ne olursun! Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar; Me'yûs olanın rûhunu, vicdânını bağlar Lânetleme bir ukde-i hâtır ki: çözülmez... En korkulu câni gibi ye'sin yüzü gülmez! Mâdâm ki alçaklığı bir, ye's ile şirkin; Mâdâm ki ondan daha mel'un daha çirkin Bir seyyie yoktur sana; ey unsur- îman, Nevmid olarak rahmet-i mev'ûd-u Hudâ'dan, Hüsrâna rıza verme... Çalış... Azmi bırakma;
Sunar güller o mis bûyun senin, lütfun ikramdır, Taşır bülbül sadâ senden, tabîbim sen tek hünkârdır. ​Perîşanım, sefîlim, cürmü çok âvâre bir hâlle, Efendim, vasfını şaşkın dilimle nâsa arz etsem? Efendime Arz-ı Hâl ​"Güller senin o mis kokunu sunar, bu senin bize bir lütfundur, ikramındır; Bülbül ise melodisini senden taşır, çünkü benim şifacım olan sen eşsiz bir sultansın. ​Ben ise perişan, çaresiz, günahı çok ve ne yapacağını bilemez bir haldeyim; Ey Efendim! Senin o yüce vasıflarını bu şaşkın dilimle insanlara nasıl anlatsam?"
Küçük İstavrit, yiyecek bir şey sanıp, hızla atıldı çapariye. Önce müthiş bir acı duydu dudağında. Gümbür gümbür, oldu yüreği. Sonra hızla çekildi yukarıya. Aslında hep merak etmişti: Denizlerin üstünü. Neye benzerdi, acaba gökyüzü? Bir yanda büyük bir merak. Bir yanda ölüm korkusu... “Dudağı yarıklar" denir ya, şanslıdır onlar. Hani görüp de gökyüzünü, insanı... Oltadan son anda kurtulanlar. Ne fayda, balıkçının parmakları hoyratça kavradı onu. Küçük İstavrit, anladı yolun sonu. Koca denizlere sığmazdı yüreği. Oysa şimdi yüzerken, küçük yeşil leğende, Cansız uzanıvermiş dostlarına değiyordu minik yüzgeci. İnsanlar gelip geçtiler önünden. Bir kedi yalanarak baktı gözünün içine. Yavaşça karardı dünya. Başı da dönüyordu. Son bir kez düşündü derin maviyi. Beyaz mercanı, bir de yeşil yosunu... İşte tam o anda, eğilip aldım onu. Yürüdüm deniz kenarında. Bir öpücük kondurdum başına. İki damla gözyaşından ibaret Sade bir törenle saldım denizin sularına. Bir an öyle bakakaldı. Sonra sevinçle dibe daldı.
Günün şaşkın güzeli ☺️🍀 🐈