Sihre ilk başladığımın sebebinin insanların şaşkın yüzlerini sevmek olduğunu hatırladım. Ama bir yerden sonra, sahneye çıktığımda seyircilerin yüz ifadelerini göremez oldum.
Sayfa 182·Kitabı okudu
Dün gece bir ışık çıktı karşıma "Beni arıyormuşum" Önce baktım şaşkın şaşkın ona Sonra adını hatırladım bu süslü sosyetenin Yine de hatırlatma ihtiyacı duydu bana "Benim adım mutluluk hatırladın mı?" Sonra içimdeki volkan Şüphe patladı, şüphe aktı Bu hangisiydi acaba? İnsanların bir şey için peşinden koştuğu mu? Yoksa kişinin kendi benliğinin sureti mi? Yine tutamadı dilini konuştukça konuştu Hani beni basamak yapacaktın? Beni bana kavuşmak için aşacaktın, Söz vermiştin beni bulacaktın? Beni anlatan birkaç örneğe takılıp kalmadan Beni geçici bir heves sanmadan... İşte tüylerimi her gece Diken diken eden bu sözler Hayatın sureti olarak karşıma dikilen Benim gözlerimi kamaştıran o ayna Doğduğumdan beri bana yolculuk eden
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Dedim: “Uzakta yakın, yakında uzaksın! Ne zor ne de kolay bir sevdasın!” “Dedi: “Mekânımız gönül yurdudur! Taşta, toprakta beyhude ararsın ” Ne kalem yazabıldi hâlimizi Ne de cümleler anladı bizi Ünlem şaşkın, virgül eğri Bir noktaya gizledik derdimizi
Sayfa 14·Kitabı okuyor
Şiir
Ama bu karşılaşmadan duyduğu sevinç ve eski acısı onu ele verdi. O mağrur yüzüne hiç yakışmayan öylesine zavallı, öylesine şaşkın bir gülümseyişi vardı ki, Gregor’un yüreği acıma ve sevgiyle burkuldu. Hasretin ok gibi delen, anıların boynunu büken etkisi altında atını durdurup konuştu:
Yine Ulu Allah (c.c) şöyle buyuruyor; “Hiç şüphesiz, münafıklar cehennemin en alt katındadırlar. Onlar için hiçbir kurtarıcı bulamayacaksın.” Münafık kelime manası bakımından “nâfik-ul yerbu” deyiminden türemiştir. Tarla faresinin yuvasında karşılıklı iki delik bulunduğu söylenir, birine “nafıka” diğerine “kasıa” denir. Tarla faresi birinin ucundan başını gösterir, öbüründen çıkıp gider. İşte münafığa o yüzden bu ad takılmıştır. Çünkü kendini Müslümanmış gibi gösterir, öte yandan İslâm’dan çıkarak kâfirliğe girer. Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor ki; “Münafık, iki koyun sürüsü arasında kâh sürünün birine, kâh öbürüne katılan şaşkın bir koyun gibidir. O, bu sürülerin hiçbirinde devamlı barınmaz, çünkü her iki sürüye de yabancıdır. Münafık da tıpkı böyledir, ne tamamen Müslümanlarla kaynaşabilir ve ne de kâfirlerle.”
Sayfa 44 - Çelik Yayınevi
Edebiyat
İlk buluşmamızda Afganistan’dan gelmiş olduğunu söyleyince şaşırmış gözüküyordun.” “Muhakkak sana söylemişlerdir.” “öyle bir şey değil. Afganistan'dan geldiğini biliyordum. Uzun alışkanlıklardan dolayı düşünceler aklımdan çok hızlı bir şekilde geçti, ara basamaklardan haberdar olmadan sonuca vardım. Ancak böyle adımlar atıldı ve akıl yürütme treni koştu; 'İşte tıbbi bir beyefendi, ancak askeri bir adamın havası var onda. Açıkçası bir ordu doktoru. Yüzü kararmış olduğu için tropik bölgelerden yeni gelmiş ve bilekleri açık renkte göründüğü için cildinin doğal tonu bu değil. Acayip yüzünün açıkça dile getirdiği gibi sıkıntı ve hastalık geçirmiş. Sol kolu yaralanmış ve onu sert ve doğal olmayan bir şekilde tutuyor. Tropik bölgelerde hangi İngiliz ordusu doktoru çok zorlanabilir ve kolunu yaralayabilir? Açıkçası Afganistan’da.’ Düşünce treni saniye işgal etmedi. Sonra Afganistan’dan geldiğinizi ve şaşkın olduğunuzu belirttim.”