Kitaplarınızı dünyaya salıverirsiniz, ama onları ruhunuzdan koparmak çok zordur. Önlerine koyduğunuz engellere rağmen bir şekilde yollarını bulmaya çalışan şaşkın çocuklar gibidirler.
Son mektup
Ey yar, bu mektubu aldığın demde Kara topraklara verdim kendimi... Herşey bana engel oldu alemde, Bir çoşkun nehirdim, yıktım bendimi. Benim gönlüm doğusundan deliydi; Başka dünyaların saşkın seliydi... Bunun böyle olacağı belliydi... Her şey biter sel yerine döndü mü... Dünya durmaz, bahar olur, kış olur, Belki senin gözün yaş olur, Ben garibim, benim gönlüm hoş olur, Sevdiklerim ayda yılda andı mı... Yıldız olur sana ışık tutarım, Bülbül olur pencerende öterim. Yer altında belki rahat yatarım Yer üstünde çektiklerim dindi mi... Şimdi yaşamayı tatlı bulursun, Koşarsın, gülersin, tez yorulursun, Bir gün olur yine bana gelirsin Deli gönlün yaşamağa kandı mı...
Sayfa 192
Şiir
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bir toplulukta ondan bahsedilse, ne şaşkın hallere giriyorum görmelisin! Hele ondan hoşlanıp hoşlanmadığımı sordularsa... Hoşlanmak! Bu sözcükten öldüresiye nefret ediyorum. Lotte' den hoşlanıp da bütün kalbini ona vermemiş insan olabilir mi ?
"Bazen köpeğimizin bizim sandığımızdan daha zeki olduğunu düşünüyorum. Ama sonra aklıma kendi kuyruğunu kovaladığı geliyor ve onun da hayat karşısında bizim kadar şaşkın olduğunu fark ediyorum."
Müzik, belirli bir kültür zemininde, belirli sosyal ve siyasal koşullarda her defasında yetişme eğiliminde olan tüm sanatların, tüm bitkilerin sonucusu olarak kendisine ait kültürün sonbaharında ve yaprak dökümünde ortaya çıkar: genellikle yeni bir ilkbaharın ilk habercilerinin ve belirtilerinin görünmeye başladığı sırada; hatta bazen unutulmuş bir çağın dili olarak çınlar müzik şaşkın ve yeni bir dünyanın içinde ve geç gelir.
Göm kendini yoksa aşk açmaz
Ruhum bir kalıbın esiri olmadan evvel, elimi bir el tuttu... Ve bana, güneşleri, seyyâreleri, semâvatın acâyibini gezdirip, seyrettirdi... Nihayet bir âleme getirerek; -"İşte misafir olacağını yer... Burası dünyadır!" dedi. Şaşkın şaşkın etrafıma bakınırken de devam etti: -"Burada herkes kendi istidâdına göre bir tohum eker ve mahsul devşirir... Para, kadın, evlat, makam, mevki, rütbe, şan ve şeref insanların en çok ekip biçtikleri tohumlardır... Sen de keyfine göre bu dünyaya bir çekirdek ekip mahsul topla!..." Böylece kimsenin kimseyi görmeden çalışıp didindiği bu patırtılı aleme ben de katıldım... Ben de onlar gibi ekip biçmeye başladım. Ama bütün tarlalar benim olsa, tohumların, sapanların tek sahibi sade ben olsam, gene de geldiğim âlemlerin zevkine takılı kalan gönlüm, bir türlü kendi ektiği tohumun çeşnisiyle nafakalanmaya razı olmayacaktı... Ezel günün saltânatını görmüş göz, sâfasını tatmış dudak, burada kendi düzdüğü puta nasıl tapabilirdi? İsyan ettim... Belimden tohum torba mı, elimden sabanımı attım ve hemen gidip kendi varlığım tohumunu bu tarlanın bir köşesine gömdüm... Arkamdan bağırıyorlardı: -"Vah zavallı, kendini ziyan etti!" Halbuki zamânın sadık dudağı onları yalanladı. Şimdi dallarından aşk meyveleri topladıkları şu fidan, bir zamanlar vecd ve tevazu ile gömdüğüm o tohumun ta kendisidir...
İlahi Aşk, Sufi, İslam
Tasavvuf