"Bana bir iyilik yap, gözlerime bakar mısın?" "Gözlerine mi?" Chu Wanning şaşkınlıkla sordu. Mo Ran'ın bakışları sıcak ve yumuşaktı. Göz bebeklerinde beyaz cüppeli bir adamın görüntüsü yansıyordu. "Onu görüyor musun?" dedi. "Dünyanın en güzel insanı." Chu Wanning ona şaşkın şaşkın baktı. Kalbi korkunç dalgalarla çalkalanırken bile, kolayca erimeyen kışlık yüz hatları çoğunlukla ifadesiz kaldı. Mo Ran, Chu Wanning'in avucunu tutarken eli nemliydi. "Senden hoşlanıyorum," diye yumuşak bir sesle tekrarladı.
Tersine akan bir ırmaktım
Sözün şaşkın serinliğinde
Kendi deltasında boğulandım
Ve sizi sevmiyorum ey kavmim
Yakın beni rüzgârın ıslığa
Islığın hükme döndüğü yerde
Ne zamandır bir "bilgi toplumu" yinelemesi içinde yuvarlanıp gidiyoruz: büyüklerimiz artık "çağı yakalamış" sayılabileceğimizi, çünkü bir bilgi toplumu olduğumuzu ya da olmamıza ramak kaldığını kesinliyorlar durmadan. İyi de nedir bilgi toplumu olmak dedikleri, bankamatikten para çekmek ve internette en ateşli cinsel kapışmalara ulaşmak mı, yoksa bireyleri çağdaş bilgilerle donatılmış bir toplum durumuna gelmek mi, açıklamıyorlar bize, yabancı sözcüklere bayılmalarına karşın, İngilizce karşılığını bile söylemiyorlar; ben, kendi payıma, hala anlamış değilim. Bildiğim bir şey varsa, o da, özellikle deyimin yaygınlaşmasından bu yana, koyu bir bilgisizlik ve bilinçsizlik bulutunun tüm toplumu yukarıdan aşağıya doğru sarmakta olduğu. Öğretim birliği bozuldukça bozuldu: bir yanda dine dayalı bir öğretim yapılırken, öbür yanda, herhalde "dine saygılı laiklik" ilkesinin gereği olarak, ussal ve bilimsel verilerin dinsel ilkelerle bağdaştırılmasına çalışılıyor; "küreselleşme"nin gereği olarak da İngilizce başdöndürücü bir hızla ulusal öğretim dili olma yolunda. Kenan Evren "İngilizce bilmeyen bir mühendis on yıl sonra bu ülkede iş bulamaz", diyordu. Bugün de İngilizce öğretim yapan bir okul gazetelerde "Siz hala annenizin dilini mi konuşuyorsunuz?" sözleriyle tanıtım yapıyor. Böylece, bir yandan bizim gibileri suçlarken, bir yandan da bilgi toplumu dedikleri şeyin gerçekte .ne olduğunu sezdiriyor: anadilinden bile kopmuş, Arapçayla İngilizce ya da, isterseniz, Suudi Arabistan'la Birleşik Amerika arasında bir arafta şaşkın şaşkın bir o yana, bir bu yana seğirtip dururken, bir ölçüde bizleri de arkasından sürükleyen bir seçkin kitle.
Yanlış tarafa doğru gittiğimizi herhâlde bütün akıl sahipleri görüyor olmalı. Sürdürülemez bir döngünün içinde dönüp duruyor, adeta şaşkın kediler gibi kuyruklarımızı kovalıyoruz. Mutlu olmak adına koyduğumuz hedefler daima uzağımızda duruyor, biz yaklaştıkça bizden kaçıyor. Kazara yakaladıklarımızın da bizi mutlu etmediğini, avuçlarımızın içinde yalancı bir kıvılcım gibi sönüp gittiğini görüyoruz.