Peygamberiyle bir bütün olan Mehmed Âkif, Peygamber-i Âlişan Efendimiz'in Mekke'den Medine'ye hicreti sırasında sığındığı mağarada, muhteşem yol arkadaşı Hz. Ebubekir'in endişelenmesi üzerine söylediği "Korkma ey Ebu Bekir, Allah bizimledir!" cümlesinin ilk kelimesini İstiklâl Marşı'mızın ilk kelimesi yapmıştır: "Korkma!.."
"Toprakta gezen gölgeme, toprak çekilince,
Günler şu heyulayı da er geç silecektir;
Rahmetle anılmak, ebediyet budur amma,
Sessiz yaşadım, kim beni, nerden bilecektir?"
Yakın tarihi tartışma konusunda zihinler yeterince özgür değil ...Yakın tarihe bakışımız salt duygusal. "Duygusal" olanın "bilimsel", "tarihsel", "mantıksal" olmak gibi bir zorunluluğu zaten yok. Yakın tarihe ilişkin "derin analiz"lere rastlayamayışımızın en önemli sebebi bu. Açıkçası "derin tarihçi" yakın tarihten kaçıyor. Öncelikle yanlış anlaşılmaktan, yanlış anlaşılıp süründürülmekten, hatta bazılarına "aykırı" gelebilecek "bilimsel" ve "tarihsel" yaklaşımından dolayı "vatana ihanet"le suçlanmaktan korkuyor.
Bilekleri kesilen eski Padişah, İkinci Mabeyinci Fahri Bey'e son kez bakıp mırıldandı:
"Şu kestirmeye kıydığın eller, iki gün önce sana kıymetli bir sedef tesbih hediye etmemiş miydi?"
Rahatlıkla diyebiliriz ki, Osmanlı insanı, "İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olan, malın en hayırlısı Allah yolunda harcanan, Allah yolunda harcananın da en hayırlısı halkın en çok ihtiyaç duyduğu şeyi karşılayandır" anlayışı çerçevesinde, hayatını yaradılış hizmetine hizmete vakfetmişti.